30 Ağustos 2008 Cumartesi

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

29 Ağustos 2008 Cuma

Önemle DUYURULUR

Sevgili Delfinacığım işitme kayıplı çocuklar için bir müjde yayımlamış ben de sayfamdan duyurup yardımcı olmak istedim.
HERŞEY ÇOCUKLARIMIZ İÇİN

"Starkey İşitme Vakfı'nın ücretsiz cihaz dağıttığını biliyor musunuz?

212.000'den fazla insana işitme cihazı bağışlayıp, simalarda gülümseme bırakan bu değerli
vakıf bu yıl da binlerce kişiyi sevindirecek.Eylül ayında dağıtıma başlayacak cihazlarla,çocuklara okul hediyesi gibi gelecek ve başarılı bir hayata adım atacaklar.

Vakfı,Filiz Akın'ı ve Starkey çalışanlarını bir kez daha kutluyor,tüm Türkiye adına teşekkürlerimi gönderiyorum."
Haberin devamını ve başvuru telefonlarını bu güzel ve yararlı blogdan öğrenebilirsiniz

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Meşhur Van Kahvaltı Salonları

Otuz yıl önce VAN ın meşhur kahvaltı dükkanlarını duyduğumda çok şaşırmıştım,
Ama eminim sizin haberiniz vardır.
Zira son yıllarda televizyoncular bir çok kez bu konuyu ekrana taşıdılar.

Efendim Vanlı erkekler sabah namazı için evden çıkıp camiye gider oradan da çarşıya dükkanlarının ,tezgahlarının başına geçmeden şehrin esnaf ve iş merkezinde dükkanlarının yakının daki bir çok kahvaltı dükkanından birine uğrar kahvaltı ederlermiş.
Bu dükkanlarda kahvaltı adına ;duyulduk ,bilindik,ulaşılabilecek ne varsa bulunurmuş.
Güzel yurdumun heryerinden Çiçek balından ,çamına Şemdinlisine dek çeşitli petek petek ballarla dolu tepsiler,soyulmuş ,piramit biçiminde dizilmiş haşlanmış yumurtalar,sanki Gemlikteymişiz gibi zeytinin her çeşidi,Tereyağlar ,kaymaklar sucuk ve pastırmalar, Edirnenin beyaz peynirinden Karsın kaşarına kadar peynirin herçeşidi yörenin meşhur otlu peynirinin yanında podyumdaki mankenler gibi kım kım kırıtarak müşterilere ye beni derlermiş.


Erkişiler keseleri ile mideleri arasındaki koordinasyona uyan seçenekleri değerlendirip karınlarını doyurup çaylarını veya sütlerini içer dükkanlarının başına geçerlermiş.Kahvaltıcı esnafı da en geç saat 11.00de bulaşığını yıkar kurular,beyaz mermer masalarını düzeltir ertesi sabaha kadar dinlenmek üzere evlerine gidermiş
Kocamın bana böyle ballandırarak anlattığı kahvaltıyı yerinde teftiş ve tesbit etmek üzere Vana vasıl olmuştum.
Bu ;Evliya Çelebi tadında yazdığım satırlardan sonra aşağıdaki kahvaltı salonu sokağının görüntüsü şaşırtmasın sizi ,
Herşey gibi bu sektör de yerel özelliğini yitirmiş ve turistik bir hâl almış,sokak boyunca uzanan masalarda yerli yabancı turistler,Vanda görevli memurlar,biz gibi misafirler nerdeyse ikindiye kadar kahvaltı etme imkanı buluyorlardı.
Sordum ,esnafın gittiği kahvaltı dükkanlarını...
hâlâ varmış ...birdaha yolum Vana düşerse bu kez onlarda kahvaltı etmeye karar verdim


 




Posted by Picasa


Bu sokak boydan boya birkaç kahvaltı sarayı nın kullandığı bir bahçe/sokak

 
<
Burada ise Ankaradan gelen ve iki gün Vanı birlikte turladığımız eski dostlar,Büyükaslan ailesi.
Bu da masamızdaki kahvaltılıklar
 
Posted by Picasa

Ben ikigün önce ilk seferimi yapmış olduğumdan hem de mesai olduğundan evsahibine vekaleten misafirleri Kenan ın Kahvaltı Sarayına ben götürdüm.
Doktor kardeşimin hatırına binaen yine bizzat dükkan sahibi genç işadamı kardeşimiz yoğun bir ilgiyle masamızı donattı. Biz yalnızca yerel lezzetlerden yiyerek kahvaltı ettik öteki yiyecekler darılmasın onları her zaman görüyoruz dedik...
Alt sol da zeytin tabağının üstünde görülen kavut ve mırtaga ,alt sağdaki de cacık diye adlandırılan süzme yoğurda peynir otu doğranarak yapılmış,yanındakinin adını unutmuşum.
Kavut;özenle ayıklanmış seçkin buğday taneleri kavrulup irice öğütülüp tereyağında hafifçe kavrulmasıyla yapılıyormuş.
mırtaga ise (murtağa olarak G.Candaşın yemek kitabında tarifini görmüştüm)
Yine tereyağında kavrulan unun içine başka bir kapta çırpılmış yumurtaların katılıp pişirilmeye devam edilmesiyle hazırlanıyormuş.Her ikisini de balla yememizi tavsiye ettiler.Diğerleri bildiğimiz kahvaltılıklar,yanında komi çocuğun her 15dakikada bir kolları yana yana karşıdaki fırından getirdiği sıcacık ve incecik tırnaklı pide ile yedik,süt ,çay ve sıkma denerek sunulan portakal suyunu da içtik kahvaltımızı tamamladık.

26 Ağustos 2008 Salı

Bu gördükleriniz bebek şapkası değil


Belki inanamayacaksınız ama bu kırmızı ,ponponlu,sevimli şeyler şapka,
bebekler kullanıyor

Eeee o zaman bu yazının başlığı niye böyle diyebilirsiniz.
Espri de orada zaten


Bu 5-6 cm çapındaki minik şapkalar bebekler için ...ama erkek bebekler için
başlarını değil de pipilerini kapatmaya kullanılıyor.
Eğer erkek bebeklerin altını değiştirdinizse muhtemelen en az bir kere çiş banyosu yapmışsınızdır.Ben alışnadek 3-4 kez ıslandım.
Kızım bana noelbaba şapkası şeklinde bir aparatın varlığından sözetti,internette gördüm dedi ama bunun kumaştan olabileceği aklıma gelmemişti.

Bunu bugün 10 marifette moonles in yazdığı yazıda görünce Hemen linklere baktım.
sonra da moonlesten izin isteyerek bu yazıyı yazdım.
İzin isteğime yanıtını bekleyemeden de yazıyı yayımladım

burada nasıl yapıldığı anlatılmışş

Bu sitede de satışa sunulmuş

Teşekkürler moonles ve bu gibi cin fikirleri paylaştığımız 10 marifet .org sitemiz.Eğer henüz uğramadıysanız hemen uğrayıp bakın çok beğeneceğinizden eminim

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Vandayım,hastayım

Van da güzel ülkemin birçok güzide şehri gibi güzellikleri,eski dokusu melul mahzun bakan eski ,köklü mahalleleri kenarda kalmış,yeni moda ,heryerde bulunan ,klonlanmış ,klişeleşmiş bloglarıyla yeni moda semtleri,bulvarları ,kafeleri ,park ve bahçeleriolan bir koca şehir.
Lakin dümdüz ...Taa uzakta dağlar görünüyor...Ben dere tepe görmeyince tuhaf oluyorum , kendimi iyi hissedemiyorum demek ki filan diye cıkcıklarken gelişimin üçüncü gününde hastalandım.Önceki saçmalamalarım düzlükten değil yavaş yavaş başlayan hastalıktanmış.
Hani bir türkü vardı:Vanlıyım,şanlıyım
bense hastayım.
İnsan hasta olmayı hiç istemez hele gezmek için gittiği bir yerde hasta olmak iki kat kötü...naaparsınız olduk bir kere

Nitekim önce bulantı,kusma ardından ishal ve devamında da sistit ...
ben hergün hastanedeyim .
poliklinik ile labaratuvar arasında yanımda mihmandarım (doktorcuğumun sekreteri ilgili ve şefkatli güzel kızım) Arzu,bir oraya bir buraya.
 
Posted by Picasa

Arada serum ,titreme nöbetleri falan resmen geldiğime, geleceğime pişmanlıklar düzüyorum.
30 yıldır kocamın anlattıklarından öğrenip merak ettiğim Van kahvaltı dükkanlarını,
Ters lale(gülbizin ) çiçeğini,
feribota binen treni
merak ettiğim göreceğim şeyleri düşünürek dişlerimin tıkırtısı eşliğinde kendimden geçmişim.
neyse ki ilaçlar ,iyi bakım ve ihtimam eşliğinde iyileşmeye başladım.
Ben de İKİZLER lahmacun ve pide salonunda yerken içine düştüğüm lezzetli lahmacunlar mı dokundu diyorum...pek de lezzetliydiler,günahlarını almışım affetsinler.


Evsahibim doktor,gerçi o psikiatr,benimde bu kez bedenim arızalı ama o ve arkadaşları sayesinde iyileşmeye başladım .
Bu arada israrlı davetleri kıramayıp götürüldüğüm yöresel lokantalarda ve meşhur kaburgacı da yiyemeyip melul mahzun bktığım yemekleri hatırlayıp iç geçiriyorum.
Tabi iyileşince büyük bir bölümünü telafi edebildim :)))))


Van da sağlık konusunu eskiden yaşadığım anadolu illeriyle kıyasladığımdan çok gelişmiş ve tatmin edici buldum. Muhatap olduğum Divan Hayat Hastanesi imkanları ve hasta personel ilişkileri ile beni şaşırtıp memnun etti.
Van ın doğunun sağlık merkezi olduğunu gördüm.
Yüksek İhtisas Hastanesi,Alman Hastanesi levhaları gözüme çarptı.İlan tahtalarında kocaman ilanlarla sağlık konusundaki son yeniliklerin uygulandığı duyuruluyordu.
AMA henüz tıp ilmi benim hastalığıma birşey yapamıyordu.
Şaka değil vallaaa
hem dahiliyeci hem kbb.uzmanı bana semptomlar henüz ortaya çıkmamış bol sıvı tüketin ,ıhlamur için vb.öğütler verip yolladılar.Genel tahmin gıda zehirlenmesiydi,yeni gelen herkes böyle bir evre geçirip bağışıklık kazanırmış...

oysa birkaç gün sonra Vana vasıl olan ikinci misafirimiz Yahya teşhisimi koydu.
-Nalan teyzem sana güneş çarpmış ,aynı şeyler bende de oldu diyerek anlattı ,baktım haklı
bende ona bu kadar doktorun koyamadığı teşhisimikoyduğu için derhal tıp fakültesine başlamasını önerdim,lakin çok geçti...o okulundan kaydını sildirip hayata direkt atılmıştı ve kararlıydı
eh naapalım israr edemezdim ya


Van insanlarını yardımsever ,saygılı ve ilgili buldum.Yardıma ihtiyacınız olduğunu sezdikleri anda hemen yardıma davranıyorlardı.Dükkanlarda falan tenkit ve itirazlarınız varsa hatta bunları kabaca ifade etseniz bile haklısınız diyerek gülümsüyorlardı.
Orada da dükkan mı teftiş ettin demeyin lütfen,alışveriş benim hayatımın anlamıdır.
Ne nerede kaça satılır?
Nerenin nesi meşhur?
Acaba buradan eve ne götürsem?
sorularına yanıt aramazsam ne anlamı var gezmenin
Bu günlük bu kadar bu soruları nasıl yanıtlayacağımı sonraki yazılara bırakayım...
Devam Edecek...sonraki bölüm Biz Ahlata gideriken

24 Ağustos 2008 Pazar

Nihayet Vana Gittim

Eşimle tanıştığımızda Hakkariden Boluya tayin olmuştu.Anlattıkları içinde de benim ilgimi çeken Van ile ,lgili olanlardı. 30 yıldır görmek istememe rağmen kısmet olmamıştı.
Sonra aldığım davete uyarak Vana gitmeye karar verdim.
Temmuz ortasında Van'da askeri dr.olan manevi kardeşlerimiz Sezai ve Güliz Uyar çiftini ziyaret etmek için Van a giden uçağa binmek için Esenboğa Hava Limanına gittim.

Biletimi okeyletip nereye gideceğimi anonslar ve ışıklı oklar yazılar eşliğinde tesbitederek çıkacağım kapıyı buldum
 
Posted by Picasa

uçağa binmeyi beklerken
hemen bir koltuğa konuşlanıp merakla etrafımı süzmeye başladım.
Son kez 20 yıl önce yine buradan uçağa binmiştim.Beni şaşırtacak kdar aleade ve bakımsız bir binada rötar yapan uçağı beklemiştik.
Ama karpuz festivaline Diyarbakıra giden İ.Tatlıses,Harika Avcı ve daha bir sürük festival konuğu ile uçmuştum.

Havaalanı modernleşmişti ama bu kez yolcular adeta aşti terminali yolcuları gibi sıradandı.Etrafta ne Harika Avcı vardı ne de İ.Tatlıses.
Olur muydu bana bu yapılır mıydı 20 sene sonra yeniden şereflendirdiğim Esenboğadan daha duyarlı davranış beklerdim...
Hani yani şööle tv.lerden azıcık yüzünü gördüğümüz bir kaç şahsiyet bulundurulmaz mı çevrede
Ammada havaya girdim.
Ee insan 20yıl sonra uçunca bekliyor tabi,bir yirmiyıl sonra ben olacak mıyım,olsam da uçağa binebilecek miyim vs..
Aslında bu geyikleri niye yaptığımı biliyorum .Acaba geçtiğini düşündüğüm yükseklik korkusu yoklayacak mı?
Bursada teleferiğe bindiğimdeki gibi avaz avaz bağırmalara kalkacak mıyım ?gibi soruları atlatmak için kendi kendimle dövüşmekteyim.
Neyse zamanı geldi ,körükten geçip uçağa bindik.
(Böyle anlatmaya devam edersem bu seyahat bitmez ama haydi hayırlısı)
Ben koridor tarafındaki koltuktayım.Pencereden bakamıyacağım için hem üzülüyorum hem de gizli gizli seviniyorum.Ya korkarsam,paniklersem vb.
Derken uçuş başladı ve ben ne kadar soğukkanlı ve sakin biri olduğumu görerek rahatladım
 
Posted by Picasa

Van Kedisi beni beklemekten beton olmuş
Bir saat sonra Van daydım. Ankaradan 13.00 da çıkmıştım 16.15 te Vanda evdeydim .
Bu Van şehri için doğunun Parisi derler.Hoş Diyarbakır,Gaziantep Urfa ve daha birkaç il için böylesi deyimler duymuş ve gördüğüm zaman Paris e gitmekten vazgeçmiştim.
Van da güzel ülkemin birçok güzide şehri gibi güzellikleri,eski dokusu melul mahzun bakan eski ,köklü mahalleleri kenarda kalmış,yeni moda ,heryerde bulunan ,klonlanmış ,klişeleşmiş bloglarıyla yeni moda semtleri,bulvarları ,kafeleri ,park ve bahçeleriolan bir koca şehir.
DEVAM EDECEK....

21 Ağustos 2008 Perşembe

Minder/uçak

Eve döndüm,1,5ay terkedilen bir evin ne halde olacağı malum .Beni bekleyen işleri yapayım derken Ankara metrosu kliması beni yaz nezlesiyle irtibatladı.
Nezle zaten sıkıcı ve eziyetlidir.Bir de busıcaklarda beni nerdeyse yatağa düşürdü.Zaten tembelim,uyuştum gittim.Tatil anılarımı yazmaya başlayamadım bile .Arşiv imdada yetişsin ,gelenler dönmesin
İdare edin:)))))

bu güzel odanın fotoğrafını burada gördüm,Beni ilgilendiren kısmı yerdeki bu uçaktı .Tabi ne kasdettiğimi anladınız .Ertuğrula yaparım diye kaydettim.Ama bunun için zaman var daha...
Belki sizlere gerekir diye yayımlayayım bari dedim

19 Ağustos 2008 Salı

DİKKAT Plastiklerle ilgili dikkat etmemiz gerekenler


Bu alıntıyı benim de katkıda bulunmayı arzuladığım ama galiba yazılanların bana katkıda bulunacağı bu ; "organiğin gücü adına" sitesinde sevgili Zerrinin yazısından yaptım.
Bu blog yurtdışında yaşayan iki tatlı ve bilgili Türk Kızı Zerrin ve Beyza tarafından hazırlandı ve hayata geçirildi.Henüz çok yeni olan bu siteye her uğrayışımda besinler ve beslenmeyle ilgili sağlıklı bilgiler ediniyorum.
Bu gün de plastikler hakkında bilmediğim bir şey daha öğrendim,sıcak şeyler konmaması gerektiğini bildiğim plastikler meğer dondurulmamalıymış.Nedenini kimya mühendisi olan Zerrinin bir yoruma yanıtından okuyalım.

"....diyoksin maddesi ozellikle gogus kanserine sebebiyet veriyor..
plastik dondugunda ise diyoksin maddesini aciga cikartiyor ve besine geciyor.
ben tupperware kullaniyorum plastik kaplar yerine..
eger ki gunluk hayatinda plastik kullanacaksan kalitesine cok dikkat etmelisin..aldigin pet sise su kabida dahi..disarda satilan sularin kabi bazen cok yumusak oluyor kesinlikle elini dahi surme,su degil zehir icmis olursun..alacaksan bile en sertini almaya calis..ama yinede aklinda olsun petsise sular tirlar yada kamyonlarla tasiniyor ve ulasacaga yere kadar isinmis oluyor..
ve pet isindiginda yada donduğunda diyoksin aciga cikariyor..arabada kalmis isinmis sise dahil.."

Bu yazıyı okuyup dehşete düşmemek mümkün mü.
Akşamdan buzluğa sıraladığımız pet şişeler gelince aklıma ürperdim.
Gerçi bizim şişeler oldukça sert ama bu sertliğin ya da yumuşaklığın ölçüsü ne ?
Etrafımız eşimiz dostumuz kanserle boğuşuyor.Bu gün yine iki tanıdıkla ilgili kötü haberler duydum.
BEN DUYDUKLARIMI OKUDUKLARIMI YAZDIM
Bilgisi olanlar lütfen paylaşsın.Konuşalım hatta tartışalım

zira : Barikayı Hakikât Müsademe-i Efkârdan Doğar.
Ziya Paşa’nın bu beyitinin Türkçesi, aydınlığın kıvılcımı fikirlerin çarpışmasından doğar.
Bunu da dilimizle bağımız temelli kopmasın en azından kulağımızda kalsın diye özellikle yazdım.

17 Ağustos 2008 Pazar

Bir dosta veda ve depremi anma

9 yıl evvel bugün bu saatlerde Adapazarındaki kardeşimin akibetini öğrenmek için kan ter içinde ağlayarak Hendekten Adapazarına doğru ağlayarak gidiyordum.
Yolun son 15 kilometresini adeta yürüyüş hızıyla katedebildik.hava korkunç sıcak,yollar ana-baba günü biz aç ve susuzduk,evimizden yola çıktığımız halde endişe ve panikten ne birşeyler yemeği ne de yanımıza su almayı akıl edebilmiştik.
Neyse ki ulaştığımızda bizimkileri SAĞ ve SAĞLAM bulmuştuk ama Adapazarı viran olmuştu...Sonra öğrendik ki bölge gayet geniş ve korkunç biçimde etkilenmiş dolayısıyla da tüm ülke yasa boğulmuştu.
9 yıldır bu konuda çok konuştum ama hiç yazmadım.Belli ki bu anıları gömmeye çalıştım.
BU GÜN NİYE YAZIYORUM
Çünkü:O günü ve sonrasındaki travmaları beraber atlattığımız Diş Hekim,Düş Hekimi,benim sevgili kardeşim,eşimin tatlı tatlı didiştiği kendisine hay Mahmudum hay seslenişiyle hitap eden sevgili dostu-kardeşi,kızlarımın Ergun abisi artık yok



İşte devamı, hikayesi
O gün akşama kadar yakınlarımızdan haber almaya uğraştık ve herkes çok şükür sağdı.
Akşam üstü annesi Sevim teyzem ve kızıyla Ergun geldi.Bahçe kapımızın önünde araba indiler sarılarak uzun uzun içimize akan gözyaşlarımızla ağlaştık.ortada ne gözyaşı ve ne de kelimeler görünmüyor,duyulmuyordu ama biz konuşuyorduk.

Öyle bir atmosferdi ki deprem sonrası;
herkes kendi derdine düşmüş ,evladının ,kardeşinin akrabasının...kimsenin kimseye ayıracak bir anlık düşünce kırıntısı yok!
Babamın memleketi olmasına rağmen son 7 yıdır ikamet ettiğimiz bu şehirde o an biz gibi Ergun ve ailesi de kendimiz yalnız ve yabancı hissediyorduk.

Biz , onu staj yapmak için seçtiği Midyat ta (Mardin) tanımıştık. Mezuniyeti sonrası yerleştiği Adapazarı ve Hendek'e biz ondan daha sonra yerleşmiştik, eski dostluğa kaldığımz yerden devam ediyorduk.
Depremin acılarını beraber atlatırken tekrar evlenişinin sevincini de paylaştıktan birkaç gün sonra 12 Kasım Düzce Bolu depremiyle tekrar sallandık ve evleri kesinlikle terkedip çadır ve barakalarda yaşamaya karar verdik, sonrasında biz bölgeyi terkettik.
Dostluğumuz ve acı tatlı paylaşımlarımız telefonlar ve karşılıklı geliş gidişlerle devam ederken Geçen hafta
onun beklenmedik vefatını öğrendik.Her ölüm erkendir,ama sizden genç olanların ölümü daha da beklenmedik geliyor ve daha çok yaralıyor insanı.

a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhzFJ0b_HekizU9ZDMPrU1xW3ZabKblWTTJnBPC9fqscTaM-QUHwa_VaRe1omvvfWAvdMDG1EJJa3co5D41JqUs0ckSArQGnUrO3reyT0y1XcRdGJ07qr7w9Kdg55rf0hHhMRpYuq2oXV0/s1600-h/gull_effect_dgl_iii.jpg"> Amatör bir fotoğraf sanatçısı olan Sevgili kardeşimiz ERGUN TERZİOĞLU nun fotoğraf arşivinden kendi çektiği bu fotoğrafla anıyoruz onu.
Gittiğin yerde de dostlarını güldürmeye devam et Ergun,kabrin nur mekanın cennet olsun

ANNEKAZ DAN İKİ SÜPER FİKİR

İlgiyle izlediğim ve çok izleyeni olduğunu bildiğim sevgili annekaz bu gün çok güzel iki fikir yayımlamış,





Bu banyo için hazırlanmış kullanışlı sepet ve aşağıdaki minik kızlar için bebek evi modeli çantayı görünce dayanamadım hem ben de duyurayım hem de linkini böylece blogumda saklamış olayım dedim



Ben yalnızca birer örnek foto yayımladım.
Diğerlerini ve açıklamalarını hatta kalıplarını bulmak için annekaz ın güzel bloguna gidin.

8 Ağustos 2008 Cuma

kuş yuvası

Urban debris ve blogu dilini bilmesem de resimlerinden izlediğim ilginç bloglardan biridir.


Bu şirin kuş yuvasını da orada gördüm.
herkesin kolayca yapabildiği ponponlarla yapılan yavru kuşlar...
Bir şey dikkatimi çekti;biz ponpon diyorken yabancı dilde yayımlanan bloglarda pom-pom deniyor.

evet görüldüğü gibi bir kasenin tersine bolca ve çok muntazam olmadan sarılan yeşil yün ile yuva hazırlanır.Bence kırçıllı yün olsa hatta içine saman çöpleri ince dallar da konulabilse daha gerçekçi olabilir.:D Bendeki bu realizm de kabak tadı veriyor ama neyse herkes gönlüne göre takılsın:))))

sonracığım istenildiği adette ponpon da yapılıp kaşı gözü ve de annenin getireceği yemi bekleyen ardınadek açık gagaları da eklediniz mi alın size kuş bebelerin yatak odası.Bahçedeki kayısıdan bir çatallı dal kesip getirin, bolca silikonla yapıştırıp beğendiğiniz çiviye asıverin artık

7 Ağustos 2008 Perşembe

sevimli ahşap servisler

Bu tablo ve alttaki servisler ince tahta satıhlara renkli oymalar yapıştırılarak yapılmış.Belki de oyup kakma da çalışılmış olabilir.Önemli olan tasarımın güzelliği.Yapanın eline sağlık



tatil sırasındaki internet fırsatlarından birinde readerdan takibettiklerimden birinde gördüm.Çok beğendiğim için kaydetmişim ama kimden aldığımı yazmamışım. Sahibinden özür dileyerek sizinle paylaşıyorum.
Bizde bunlara benzer çalışmaları yapabiliriz sanırım

Tam bu anda onmarifete yolladığım resimler aklıma geldi ve oradan link i buldum orjinaller burada

SAKIN BU NUMARAYI ARAMAYIN!

SAKIN BU NUMARAYI ARAMAYIN!
Eğer; birisi sizi cep telefonunuzdan arayarak 'ESAT' veya 'ERICAL'
adlı bir firmadan arıyoruz telefonunuzu kontrol etmek zorunda olduğunu ve bunun için
' 9090' ı aramanızı söylerse telefonunuzu derhal kapatın
ve söylenen numarayı sakın aramayın.
Söz konusu numarayı çevirmeniz,
karşınızdaki bu şahsın sizin bütün kimlik bilgilerinize ulaşmasını
ve yapacağı tüm telefon görüşmelerini sizin hesabınıza geçirmesini sağlayacaktır!
[ lütfen, güç durumda kalmamaları için,
bu notu yakın dostlarınıza da ulaştırarak onları da bilgilendirin. ]


İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü

Ben bu bilgiyi paylaşımcı dostum citytalking in sayfasında okudum ve haber vermek istedim.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

ayakkabı mı desek,takma ayak mı desek

burada bulduğum
takma ayak pardon ayakkabılaı giymek istermisiniz üstünde yürüyebilirsek boyumuzun 18-20 cm daha uzun görüneceği kesin.

4 Ağustos 2008 Pazartesi

BIYIK

Yolculuk bitti.Ekibi dağıttık.
Beni İstanbulda torunuma kavuşturan dostlar başka istikametlere yollandılar.
Ben de gezi anıları,notlar ve resimleri yayımlamayı Ankara dönüşüne bırakarak arşive depoladıklarımı paylaşmaya karar verdim.
İşte bıyıklı kareler ve bir bıyık öyküsü Burada bulduğum bıyıklar bana komşumuz fatma teyzemi anımsattı.

Siz şimdi fatma teyze ve bıyık....
ne alaka ?diyeceksiniz.


Haklısınız

Anlatayım:Fatma Teyze kapıda,pencerede birbiriyle sohbet eden komşularına ;kocası İsmail amcanın eve doğru geldiğini parmağı ile dudaklarının üstüne bıyık işareti çizerek anlatırdı.
Eeee ne olacak derseniz,
komşular da toparlanır seslerini alçaltır ve hatta içeri çekilirlerdi.
İşte yukardaki bıyıkları görünce bunlar aklıma geldi...

Siz bu hikayeye yorum yapadurun ben bu arada Van dan başlayıp Fethiye den Çanakkale ye sıçrayan,oradan Bandırma,Bursa ve İstanbul a uzanan Sergüzeşt-i Nalan Hanım(Nalan Hanımın Maceraları)nı yazmaya koyulayım.

ilgilenene not:Sergüzeşt-i Ali bey Namık Kemal'in bir öykü kitabıdır.Ali Beyin Maceraları anlamına gelir.Benimki de ona öykünerek tarafımdan böyle adlandırıldı

pİSSSSsst

Melis Pekant'ın blogu nu ilgiyle izlerim ,moda ile ilgili gelişmeleri güzel yorumları eşliğinde öğrenirim.
Bunu da orada gördüm.
Eğer arkanızdan gelenin sizi, cilveli bir pisi pisi gibi görmesini isterseniz adres burada
Ben bu izleri yolda görsem bu kediyi merak ederdim doğrusu