Takıntı haline getirdiğim pet şişeler,sular,damacanalar bakım burada realagede de yer bulmuş.
Bu site benim okuduğum ve yararlandığım bir sitedir. Doğrusu burada da bu konu işlenince tekrar yazmak ve link vermek kaçınılmaz oldu.
Bunları okuyup duyduğumuzda sinirleniyoruz ama tedbir almaya çalışmak ta ancak doğru bilgilenmekle olur bence
real age deki yazının bir bölümü:
"Ülkemizde de son yıllarda kişi başına kullanım oranı artan damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalmasının, kişiyi ölümle sonuçlanan hastalıklara kadar götürebilen mikroorganizmaların üremesine neden olduğu belirtildi.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal, “şişe suyu” olarak bilenen işlenmiş suyu sağlık açısından desteklediklerini, ancak kullanım süresi ve bekletildiği ortama dikkat edilmediğinde enfeksiyon hastalıklarına yol açabidiğini belirtti."
DEVAMI realagede
27 Kasım 2008 Perşembe
Anıt kabiri ziyaret ettik
Eşimin yeğeni,kızı ve eşiyle geçen hafta bize geldiler.
Kızı Ankarayı ilk kez görecekti.
Misafir kızıma nerelere gitmek istediğini sordum.Gözleri parlayarak Anıtkabire dedi.
Demeseydi de benim planımdaydı bu ziyaret ama onun böyle hevesle istemesi beni çok mutlu etti.
Hava güneşli ve güzeldi yola çıktık.
Çektiğimiz resimlerin bazılarını sizinle paylaşmak istedim

Girişten ,yolun görünümü



Anıtkabir maketi.
girişte sağdaki kulenin içinde sergileniyor
aslanlı yolun görünümü

aslanlar ve biz

Anıtkabre karşıdan bakış

Bizimkiler merdivenlerde

mini mini anaokulu öğrencileri Atatürk ü ziyaret etmiş dönüyorlardı

Çok ağrıdığı belli olan bacaklarıyla ve bastonuna dayanarak merdivenleri çıkan bir büyüğümüzün atasını ziyaretten döndüğünü görünce daha da çok duygulandım.
Bunlar da içerde tüylerinizi ürperten savaş sahnelerinin yer Çanakkale savaşı ve kurtuluş savaşı sahneleri.( bir tv programından fotoğraflanmış)
Bu sahnelerin yer aldığı galeri öyle gerçekçi hazırlanmış ki...uçak sesleri,makineli tüfeklerin taramaları,hatta ilk gördüğüm zaman sis ve barut kokusu da vermişlerdi ,tüyler ürperiyor ve içinizden isyan yükseltiyor.
bağır bağıra ağlamak ve bu vatan neler pahasına kurtarılmişken ....... diye isyan edesiniz geliyor.
Yeni düzenlendiğinde yine bir misafir gezdirdiğimde yanımdakine bir tek postal kokusu eksik demiştim ki bir dakika sonra burnuma o yıllardır aşina olduğum postal kokusu askerin ayak kokusu) geldi.
hayal mi düş mü derken baktık ki bir grup kısa traşlı genç var arkamızda.
polatlıdaki erler izin günlerinde atayı ziyarete gelmişler..


Anlatacak,gösterecek çok şey var ama kelimeler yetmez .En iyisi herkes gelip kendi gözüyle görsün.Bana da haber verirseniz gelir,hepinize zevkle rehberlik yaparım
Çok güzel bir günü Nimet'in sayesinde hep beraber Atatürkle ve Anıtkabirle doldurarak eve döndük .
Sağolun Nimet,Safiye ve İrfan ;sayenizde ben de yine bu ziyareti tekrarladım
Kızı Ankarayı ilk kez görecekti.
Misafir kızıma nerelere gitmek istediğini sordum.Gözleri parlayarak Anıtkabire dedi.
Demeseydi de benim planımdaydı bu ziyaret ama onun böyle hevesle istemesi beni çok mutlu etti.
Hava güneşli ve güzeldi yola çıktık.
Çektiğimiz resimlerin bazılarını sizinle paylaşmak istedim

Girişten ,yolun görünümü



Anıtkabir maketi.
girişte sağdaki kulenin içinde sergileniyor
aslanlı yolun görünümü
aslanlar ve biz

Anıtkabre karşıdan bakış

Bizimkiler merdivenlerde

mini mini anaokulu öğrencileri Atatürk ü ziyaret etmiş dönüyorlardı

Çok ağrıdığı belli olan bacaklarıyla ve bastonuna dayanarak merdivenleri çıkan bir büyüğümüzün atasını ziyaretten döndüğünü görünce daha da çok duygulandım.
Bunlar da içerde tüylerinizi ürperten savaş sahnelerinin yer Çanakkale savaşı ve kurtuluş savaşı sahneleri.( bir tv programından fotoğraflanmış)
Bu sahnelerin yer aldığı galeri öyle gerçekçi hazırlanmış ki...uçak sesleri,makineli tüfeklerin taramaları,hatta ilk gördüğüm zaman sis ve barut kokusu da vermişlerdi ,tüyler ürperiyor ve içinizden isyan yükseltiyor.
bağır bağıra ağlamak ve bu vatan neler pahasına kurtarılmişken ....... diye isyan edesiniz geliyor.
Yeni düzenlendiğinde yine bir misafir gezdirdiğimde yanımdakine bir tek postal kokusu eksik demiştim ki bir dakika sonra burnuma o yıllardır aşina olduğum postal kokusu askerin ayak kokusu) geldi.
hayal mi düş mü derken baktık ki bir grup kısa traşlı genç var arkamızda.
polatlıdaki erler izin günlerinde atayı ziyarete gelmişler..


Anlatacak,gösterecek çok şey var ama kelimeler yetmez .En iyisi herkes gelip kendi gözüyle görsün.Bana da haber verirseniz gelir,hepinize zevkle rehberlik yaparım
Çok güzel bir günü Nimet'in sayesinde hep beraber Atatürkle ve Anıtkabirle doldurarak eve döndük .
Sağolun Nimet,Safiye ve İrfan ;sayenizde ben de yine bu ziyareti tekrarladım
24 Kasım 2008 Pazartesi
Fındık kıran
bebek yapımı
Öğretmenler günü
Bu gün öğretmenler günü.
37 yıl önce bir eylül günü günü başladığım mesleğime 13 yıl önce 24 kasım günü veda etmiştim.Bu yıllar içinde neler neler yaşadım ,
ne mutluluklar,ayrılıklar,sevgiler, hasretler yaşandı ki kitaplara sığmaz.
En büyük öğretmen ATATÜRK'Ü SAYGIYLA ANARAK ÖĞRETMELERİMİN ELLERİNDEN GENÇ ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIMIN GÖZLERİNDEN ÖPEREK ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZÜ KUTLUYORUM.
37 yıl önce bir eylül günü günü başladığım mesleğime 13 yıl önce 24 kasım günü veda etmiştim.Bu yıllar içinde neler neler yaşadım ,
ne mutluluklar,ayrılıklar,sevgiler, hasretler yaşandı ki kitaplara sığmaz.
En büyük öğretmen ATATÜRK'Ü SAYGIYLA ANARAK ÖĞRETMELERİMİN ELLERİNDEN GENÇ ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIMIN GÖZLERİNDEN ÖPEREK ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZÜ KUTLUYORUM.
23 Kasım 2008 Pazar
tencere kapaklığım
Tencere kapaklarıyla başım daima derttedir.
İkeada var biliyorum ama bir türlü almadım.her gidişte ona sıra gelemedi bir türlü.Ama aklım kaldı,zira mutfağım açık ve dar bir mutfak.
Bulaşık makinem ülkemizde ilk türk yapımı olarak imal edildiği söylenenlerdendi.Küçük kızımdan bir kaç yaş küçük yaklaşık 18-19 yaşında.artık müzelik oldu.
Bozuldu ve hurdacıya malzeme oldu.
Onun tencere konduğunda çıkarılan bu bölmesini atmadım.

tellerin bükülebilmesinden faydalanıp istediğim açıya getirdim ve tezgah altındaki dolabın kapağına monte ettim.
gördüğünüz gibi oldukça kullanışlı.

Alttaki iki sıra için henüz bir şeytanlık düşünemedim bir fikri olan var mı?
İkeada var biliyorum ama bir türlü almadım.her gidişte ona sıra gelemedi bir türlü.Ama aklım kaldı,zira mutfağım açık ve dar bir mutfak.
Bulaşık makinem ülkemizde ilk türk yapımı olarak imal edildiği söylenenlerdendi.Küçük kızımdan bir kaç yaş küçük yaklaşık 18-19 yaşında.artık müzelik oldu.
Bozuldu ve hurdacıya malzeme oldu.
Onun tencere konduğunda çıkarılan bu bölmesini atmadım.

tellerin bükülebilmesinden faydalanıp istediğim açıya getirdim ve tezgah altındaki dolabın kapağına monte ettim.
gördüğünüz gibi oldukça kullanışlı.

Alttaki iki sıra için henüz bir şeytanlık düşünemedim bir fikri olan var mı?
Mstafa filmine bir öğrenciden yanıt
Mustafa filmi tartışılırken bir ortaokul öğrencisinin yazdığı bu yazı nette dolaşıyor. Kimin yazdığı belli olmasa da bu yazının anlattığı dikkate değer .
Demekki her türlü karalama kampanyaları,tartıştırılırken gözden düşürmeğe çalışmak,aklımızın eremeyeceği birbir ayak oyununa rağmen gerçeği görebilen dile getirenlerin var olduğunu görmek rahatlatıcı.
Kaç yaşındasın bilemiyorum ama bu yazıyı yazan genç ;
ellerin dert görmesin ,alnından öpüyorum
--------------------------------------------------------------------------------
Aşağıdaki yazıyı bir ortaokul öğrencisi okulunun duvar gazetesine yazmış.
İnanılmaz güzel ve farklı bir bakış açısı; iyi de yapmış.
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...
Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacaklarını da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk... Keyif çatmadı... Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...
İşte onun için büyük adam dı ATATÜRK her fırsat elinde vardı. O ise sadece bu milletin bağımsızlığını istedi.
Bütün suçu 2 kadeh rakı içmekti o kadar...
Demekki her türlü karalama kampanyaları,tartıştırılırken gözden düşürmeğe çalışmak,aklımızın eremeyeceği birbir ayak oyununa rağmen gerçeği görebilen dile getirenlerin var olduğunu görmek rahatlatıcı.
Kaç yaşındasın bilemiyorum ama bu yazıyı yazan genç ;
ellerin dert görmesin ,alnından öpüyorum
--------------------------------------------------------------------------------
Aşağıdaki yazıyı bir ortaokul öğrencisi okulunun duvar gazetesine yazmış.
İnanılmaz güzel ve farklı bir bakış açısı; iyi de yapmış.
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...
Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacaklarını da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk... Keyif çatmadı... Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...
İşte onun için büyük adam dı ATATÜRK her fırsat elinde vardı. O ise sadece bu milletin bağımsızlığını istedi.
Bütün suçu 2 kadeh rakı içmekti o kadar...
Ceylinin hırkası
Ünlü bir markanın etiketini taşıyan bu ciciş hırka el örgüsü.
Cici Ceylin'e de çok yakışıyor.
Ceylin ;Füsun kankamın kızının eltisinin minik kızı,geçen gün hep beraberken giymişti.çok beğendik düz örgüyle örülmüş. Bakarak yapılabilir dedik ben fotoğrafladım Füsuncuğum hemen dünüründen makas ve gazete isteyip kalıbını çıkardı .Dönerken de ipini aldı.
Ben artık heveslendiğim işlerin onda birini bile gerçekleştiremediğimi farkettiğimden sadece, bloguma yazayım .Dostlarım görsün dedim.
Yaka şal yaka olarak yapılmış

Yaka ve omuz bölümü arka ortasından dikişli.

bu da çiçekleri.Bu kadar fotodan sonra isteyen rahatça örebilir .kolay gelsin
Cici Ceylin'e de çok yakışıyor.
Ceylin ;Füsun kankamın kızının eltisinin minik kızı,geçen gün hep beraberken giymişti.çok beğendik düz örgüyle örülmüş. Bakarak yapılabilir dedik ben fotoğrafladım Füsuncuğum hemen dünüründen makas ve gazete isteyip kalıbını çıkardı .Dönerken de ipini aldı.
Ben artık heveslendiğim işlerin onda birini bile gerçekleştiremediğimi farkettiğimden sadece, bloguma yazayım .Dostlarım görsün dedim.

Yaka şal yaka olarak yapılmış

Yaka ve omuz bölümü arka ortasından dikişli.

bu da çiçekleri.Bu kadar fotodan sonra isteyen rahatça örebilir .kolay gelsin
yatak örtüsü.
Desenini çok beğenerek aldığım bu kumaşı yatak örtüsü yapayım dedim.
ön yüzü de arkası da ayrı güzeldi.
Kararsız kalınca bari her iki yüzü de kullanılsın dedim.
Baza yapacağımtaftayı iki kat yaparak ana kumaşı araya alarak diktim.
bir yüzüne krem renkli sateni bordür olarak kullandım; diğer yüzü sade ve ciddi oldu.
Ben kendi odam için yapmıştım ama küçük kızım el koydu.Bu çeyiz için çok yaşlı işi dedimse de dinlemedi ;ben onu uygun renkli mobilya ,perde ve aksesuarlarla kullanacağım sen de tanımyamıyacaksın dedi Ben de sandığına koydum
ön yüzü de arkası da ayrı güzeldi.
Kararsız kalınca bari her iki yüzü de kullanılsın dedim.
Baza yapacağımtaftayı iki kat yaparak ana kumaşı araya alarak diktim.
bir yüzüne krem renkli sateni bordür olarak kullandım; diğer yüzü sade ve ciddi oldu.
Ben kendi odam için yapmıştım ama küçük kızım el koydu.Bu çeyiz için çok yaşlı işi dedimse de dinlemedi ;ben onu uygun renkli mobilya ,perde ve aksesuarlarla kullanacağım sen de tanımyamıyacaksın dedi Ben de sandığına koydum
16 Kasım 2008 Pazar
ilginç ve hoş takılar
Kullanmasını pek sevmesemde takı yapmasını severim.Hele buradabulduğum gibi ilginç bir şey görürsem bakmaktan da çok hoşlanırım.
tel ve boncuğun birlikteliği hep hoşuma gitmiştir.
pipo ve tütün çantası
İstanbulda onmarifetliler buluşmamızda kahve içmiş ve fal kapatmıştık.Esracığım ,fincanımı eline alınca pipo içen bir yakının varmı diye sorunca ve devamında ilgili şeyler de söyleyince çok şaşırmıştım.
zira pipo içen kişi damadımdı.
bu falı hatırlayınca kızım yeni nişanlıyken damat için diktiğim pipo ve tütün çantası aklıma geldi yazayım dedim.
Gerçek deri kullanarak diktim. Önce ön ve arka yüzdeki fermuarları çalıştım.
İç astarını hazırladım ,uzun orta fermuarın iki yanına derilerini de diktim.
Üstten eklediğim ön ve arka parçayı açıp astarı yerleştirdikten sonra fermuarladığım ara parçayı üç tarafına geçirip dikince tamamlandı.
sapı için şerit halinde kestiğim deriyi saç örgüsü gibi örüp sabitledim,
yapım aşamalarını resimlemek aklıma gelmedi nedenle yapımını gösteremedim.
yaptığım bu çanta beğenilince talep olursa yaparım diye resimlerini çekmiştim.
gitti gidiyorda sergiledim ama talibi çıkmadı:)))))
12 Kasım 2008 Çarşamba
nostaljik bir temizlik yorumu

Bu resmi annekazın blogunda karla halı temizliği başlıklı yazıda gördüm .Okudum ve yorum yazmak istedim.
Aşağıdaki yorumu yazarken de çocukluğuma gittim.Yazdığım yorum pek hoşuma gitti.
Buraya aynen taşıdım.
"Ben çocukken yalnızca halılar değil ev baştan aşağıya karla temizlenebilirdi.
hadi yaaa amma da attın demeyin,o zaman evler Bolu/Geredede ve ahşap
Kışlar uzun ve şiddetli,sobalı evde ancak odayı ve de kendini ısıtıyorsun geri kalan kısım buz gibi...
Bir kürek kar atıyorsun ve süpürüyorken aynı zamanda silmiş de oluyorsun Her yer çam tahtası,karla nemlenen tahtalar mis gibi kokuyor.
Biraz eğilip doğrulma eforu dışında enerji de tüketmiyor.
vay beee bu yorumu ben götürüp blogumda konu olarak yayımlamalıyım ,anne kaz izin var mı hatta resmi de aşırabilirmiyim?"
yorumlarım yazılarımdan daha okunası galiba ne dersiniz?
Yaaa şimdi elektrikli süpürgeler,temizleme robotları,halı yıkayıcılı makineler,kendi kendine yek başına süpüren disk şeklinde olanı bile var(roomba)
Bir ay tüm dünyada elektrikler kesilse
halimiz ne olurdu.
Önce kargaşa,dükkan ,market yağmaları derken mazallah 3.dünya savaşı bile çıkabilir .
Ya temelli gider bir daha gelmezse ...bak karla halı süpürülebileceğini ,ev temizlenebileceğini kendi kendimize keşfederiz o zaman.
Ama bir düşünün dünya belki de daha güzel olurdu.
ama google' sız ve sizlersiz ne yapardım onu düşünmek istemiyorum doğrusu
Mutluluklarla mahrumiyetler akraba mı acaba?
Eşim ve ben ilginç şeyleri hep sever ve sahip olmak isterdik.
Yıllar önce ülkemizde her istediğimiz şeye paramız hazır olsa bile hemen sahip olunamazdı.
Büyük şehirlerde doğup büyüyenler için bu cümle anlamsız gelebilir,
ben hem bir kasaba çocuğu hem de sonrasında bir jandarma eşi olarak bunu çok iyi bilirim.
Bu durum bizi istediklerimizi bulamıyorsak yaparız veya yaptırırıza götürdü. sizlerle de sıksık resimleri paylaştığımız için biliyorsunuz biz pekçok şeyi kendimiz yapar olduk.Bu karyola da onlara bir örnek.
Büyük kızımın bebek karyolası Bolu/Yeniçağda bir kamyon kasa atölyesinde babası tarafından yapılmıştı.
İkisini de büyüttükten sonra Midyatta başka bir bebeğe hediye edildi.
Çocukluk ve gençlik karyolasını oymalı başı dahil yine babası yaptı ,şimdi oğlu yatıyor burada yayımlamıştım.
Hatta evlenirken de babasına ben şimdiye kadr senin yaptığın karyolalarda uyudum yine öyle istiyorum deyince babası dayanamadı. Deriyle kapladığımız bazası ve başlığıyla şimdiki karyolasını da yaptı.
Sonra küçük kızım da neden kendisinin satın alınmış ranza da yattığını; babasının niçin ona karyola yapmadığını sorunca bu karyola çam tahtasından masif olarak yapıldı altı da sandıklı baza.
YIl 1992 artık istenen şeylere her yerde ulaşmak mümkündü ama o da babasının yapmasında israr edince
babası yaptı.
Ben de dekorasyon dergilerinde gördüklerimden esinlenerek boyadım.
Bu işlerle uğraşanlar bilir Ahşap boyama o yıllarda hem eğitim hem de malzeme bulma açısından hiç yaygın değildi. Bu konuda bilgi alabilmek için epeyce uğraştım ama ya bilen yoktu veya bilgiyi paylaşmadı o zamanlar hayatımızda henüz google amca da yoktu:))
Ben de iş başa düştü ,davran Nalan "muhtaç olduğun kudretdamarlarındaki asil kanda mevcuttur" diyerek deseni çizip resim ve tezhip te kullandığım boyalarla boyadım.
bu da ayak ucundaki panosu.
Düşünüyorum da şimdi bunu birine vermeye kalksak taşıma parasını ister.
Gider mağazadan alırım der.Ülke nereden nereye geldi.
Artık herkes istediği herşeye hemen ,hiç beklemeden ulaşabiliyor.
Bu çok güzel bir olay ama kolay elde edilenler de tatmin etmiyor,mutlu olunamıyor.
Mutluluklarla mahrumiyetler akraba mı acaba?
Yıllar önce ülkemizde her istediğimiz şeye paramız hazır olsa bile hemen sahip olunamazdı.
Büyük şehirlerde doğup büyüyenler için bu cümle anlamsız gelebilir,
ben hem bir kasaba çocuğu hem de sonrasında bir jandarma eşi olarak bunu çok iyi bilirim.
Bu durum bizi istediklerimizi bulamıyorsak yaparız veya yaptırırıza götürdü. sizlerle de sıksık resimleri paylaştığımız için biliyorsunuz biz pekçok şeyi kendimiz yapar olduk.Bu karyola da onlara bir örnek.
Büyük kızımın bebek karyolası Bolu/Yeniçağda bir kamyon kasa atölyesinde babası tarafından yapılmıştı.
İkisini de büyüttükten sonra Midyatta başka bir bebeğe hediye edildi.
Çocukluk ve gençlik karyolasını oymalı başı dahil yine babası yaptı ,şimdi oğlu yatıyor burada yayımlamıştım.
Hatta evlenirken de babasına ben şimdiye kadr senin yaptığın karyolalarda uyudum yine öyle istiyorum deyince babası dayanamadı. Deriyle kapladığımız bazası ve başlığıyla şimdiki karyolasını da yaptı.
Sonra küçük kızım da neden kendisinin satın alınmış ranza da yattığını; babasının niçin ona karyola yapmadığını sorunca bu karyola çam tahtasından masif olarak yapıldı altı da sandıklı baza.
YIl 1992 artık istenen şeylere her yerde ulaşmak mümkündü ama o da babasının yapmasında israr edince
babası yaptı.
Ben de dekorasyon dergilerinde gördüklerimden esinlenerek boyadım.
Bu işlerle uğraşanlar bilir Ahşap boyama o yıllarda hem eğitim hem de malzeme bulma açısından hiç yaygın değildi. Bu konuda bilgi alabilmek için epeyce uğraştım ama ya bilen yoktu veya bilgiyi paylaşmadı o zamanlar hayatımızda henüz google amca da yoktu:))
Ben de iş başa düştü ,davran Nalan "muhtaç olduğun kudretdamarlarındaki asil kanda mevcuttur" diyerek deseni çizip resim ve tezhip te kullandığım boyalarla boyadım.
Gider mağazadan alırım der.Ülke nereden nereye geldi.
Artık herkes istediği herşeye hemen ,hiç beklemeden ulaşabiliyor.
Bu çok güzel bir olay ama kolay elde edilenler de tatmin etmiyor,mutlu olunamıyor.
Mutluluklarla mahrumiyetler akraba mı acaba?
6 Kasım 2008 Perşembe
SU otomatlarına örtüler
Yılbaşı kermeslerinde satışa sunayım diye şişe kılıfları hazırlamak istedim.
Google amcama sorup arayayım derken bunları bulunca paylaşmadan edemedim
Mevsimi geçti ,artık kullanmayız da diyebilirsiniz ama kaloriferler yanınca yine işimize yarayacak olan su otomatlarımız çıplak mı kalsınlar.
Üstelik bu kadar da güzel seçenek varken
bunlar ana okullarına yakışır derseniz bu da var.Hatta hepsi
>burada
Google amcama sorup arayayım derken bunları bulunca paylaşmadan edemedim
Mevsimi geçti ,artık kullanmayız da diyebilirsiniz ama kaloriferler yanınca yine işimize yarayacak olan su otomatlarımız çıplak mı kalsınlar.
Üstelik bu kadar da güzel seçenek varken
bunlar ana okullarına yakışır derseniz bu da var.Hatta hepsi
>burada
3 Kasım 2008 Pazartesi
TRT YE İNANMAK İSTİYORUM
Dün sabah programında trt 1 in konukları İbrahim Saracoğlu ve adını alamadığım bir yetkili bitkiler,tohumlar ve genleriyle oynanan tohumlar konusunu konuştu.
Bu ilginç konulardan beni sevindiren ŞU cümleydi.
Yetkili kişi "Türkiyenin bitkilerinin tohumları depolanarak saklandı ve orjinallikleri bozulmadan uygun şekilde bekliyor,kaybolmadı" dedi .Bu cümle beni çok mutlu etti.
Hakkında şimdiye dek hiç olumlu düşünceler beslemediğim ve duymadığım bu yasa içime kabus gibi çökmüştü.
Yetkilinin adını ,unvanını sabah mahmurluğumdan dolayı alamadım.O yüzden de araştıramadım ama inanmak istiyoryum.
Tohumlarımızın korunduğuna İNANMAK İSTİYORUM.

Zira aksi halde tohumlarımızı sattığımız ,iyileştirilip verimi artırılarak geri verilecek diye kandırıldığımızı,verimi artmış olsa da yeniden ekildiğinde yeşermediğini ve bizi sürekli dışardan tohum almaya mahkum ettiğini biliyorum.
Ayrıca da şuna da inanıyorum;
Allah bizi yaratırken vucut yapımızı yaşayacağımız coğrafyanın şartlarına göre programladı.
O yüzden de bizi yarattığı yere ve oranın iklimine ,bitkisine,şartlarına uyduğumuz sürece daha sağlıklı oluruz.
Bu benim ;okuyup dinlediklerimden çıkan sonuç...tartışılabilir hatta tartışılmalı Zira Namık Kemalin dediği gibi
"barika i hakikat musademe i efkardan çikar"
Yani "gerçeğin ışığı fikirlerin çarpışmasından çıkar" .
Türkiyenin yeni tohum yasası ile ilgili haberler ve yorumlarından bazılarını sizden buradan okuyabilirsiniz
Konuyla ilgili blogger yaseminin yazdığı yorumu da dikkatinize sunuyorum,
yass dedi ki...
Bu tohumların koruma altına alındıgını bılıyorum ancak söyle bir durum var.
yabancılar ıstedıklerı gıbı ulkemızden tohum, cins hayvan kaçırabılıyor..baska ulkerelerden kesınlıkle bunları cıkaramazsınız. ben deneylerım ıcın cok prosedurlu ızınler almıştım tohum cıkarma konusunda. bızden tohumu alıp sonra bızı onları almaya zorunlu kılıyorlar.. hayvan konusunda mesela egzemalara faydalı olan balıklar vardı, ya da sulukler.. hepsını burdan ızınsız goturup tıbbı alanda kullanıyorlar.. e sonrası malum sahıplenıyorlar.. tek el halıne gelıyorlar.. sımdı cumlelerımı toparlayamadım .. bu ıs cok cetrefıllı.. ulkemız cok cok yetersız.. kendı koylulerımız bıle o yabancılar ıcın para karsılıgı toghum topluyorlar.. daha neler var neler..
04 Kasım 2008 Salı 02:31
Bu ilginç konulardan beni sevindiren ŞU cümleydi.
Yetkili kişi "Türkiyenin bitkilerinin tohumları depolanarak saklandı ve orjinallikleri bozulmadan uygun şekilde bekliyor,kaybolmadı" dedi .Bu cümle beni çok mutlu etti.
Hakkında şimdiye dek hiç olumlu düşünceler beslemediğim ve duymadığım bu yasa içime kabus gibi çökmüştü.
Yetkilinin adını ,unvanını sabah mahmurluğumdan dolayı alamadım.O yüzden de araştıramadım ama inanmak istiyoryum.
Tohumlarımızın korunduğuna İNANMAK İSTİYORUM.

Zira aksi halde tohumlarımızı sattığımız ,iyileştirilip verimi artırılarak geri verilecek diye kandırıldığımızı,verimi artmış olsa da yeniden ekildiğinde yeşermediğini ve bizi sürekli dışardan tohum almaya mahkum ettiğini biliyorum.
Ayrıca da şuna da inanıyorum;
Allah bizi yaratırken vucut yapımızı yaşayacağımız coğrafyanın şartlarına göre programladı.
O yüzden de bizi yarattığı yere ve oranın iklimine ,bitkisine,şartlarına uyduğumuz sürece daha sağlıklı oluruz.
Bu benim ;okuyup dinlediklerimden çıkan sonuç...tartışılabilir hatta tartışılmalı Zira Namık Kemalin dediği gibi
"barika i hakikat musademe i efkardan çikar"
Yani "gerçeğin ışığı fikirlerin çarpışmasından çıkar" .
Türkiyenin yeni tohum yasası ile ilgili haberler ve yorumlarından bazılarını sizden buradan okuyabilirsiniz
Konuyla ilgili blogger yaseminin yazdığı yorumu da dikkatinize sunuyorum,
yass dedi ki...
Bu tohumların koruma altına alındıgını bılıyorum ancak söyle bir durum var.
yabancılar ıstedıklerı gıbı ulkemızden tohum, cins hayvan kaçırabılıyor..baska ulkerelerden kesınlıkle bunları cıkaramazsınız. ben deneylerım ıcın cok prosedurlu ızınler almıştım tohum cıkarma konusunda. bızden tohumu alıp sonra bızı onları almaya zorunlu kılıyorlar.. hayvan konusunda mesela egzemalara faydalı olan balıklar vardı, ya da sulukler.. hepsını burdan ızınsız goturup tıbbı alanda kullanıyorlar.. e sonrası malum sahıplenıyorlar.. tek el halıne gelıyorlar.. sımdı cumlelerımı toparlayamadım .. bu ıs cok cetrefıllı.. ulkemız cok cok yetersız.. kendı koylulerımız bıle o yabancılar ıcın para karsılıgı toghum topluyorlar.. daha neler var neler..
04 Kasım 2008 Salı 02:31
2 Kasım 2008 Pazar
eve döndüm
Güzel İstanbulu olağanüstü güzel ,sıcak ve yeşil bir halde bırakarak döndük.İstanbul bir yana Ertuğrul bebeği bırakmak en zoruydu .Teyzesiyle yol boyu onu anarak geldik.
Minik kuzum hergün biraz daha tatlı oluyor.Artık beni ve teyzesini teyde,adede diye çağırıyor.gel,gel yapıyor,birbir sayıyor.
Eve geldim.Bilgisayarım no signal diyor yokluğuma dayanamadı herhal...
Resimleri yükleyemiyorum derken aklıma geldi. Çektiğim resimleri yolladığım mail kutumdan bunları alıp koydum.Gördüğünüz gibi her zaman itiraf ettiğim teknoloji özürlülüğümün "ÖĞRETİLEBİLİR"düzeyde olduğuna dikkatinizi çekeyim.
AAAAAH AHHH iyi bir hoca bulsam headerler,bannerler daha neler neler yaparım ammaaa.
İlk buluşmamızı yazmıştım biliyorsunuz burada
ONMARİFET ten arkadaşlarla tanışmak ve köy okullarına yardımı organize etmek için toplanmıştık.
Birbirimizi uzun yıllardır tanıyormuş gibi kaynaşınca haftasına ikinci toplantıyı kararlaştırdık.Bu kez Miray,Sibel ve Filiz(uyuyang) de bize katıldı.

soldan ;Gülden ,Esra,ben , ayakta duran Sibel,Gül ve Sema
Kaynaştık derken doğuştan herkesle kaynaşabilen bir malzemeden yapıldığım için ben buna hiç şaşmadım.
Paylaşmayı ve üretmeyi çok seven on marifet ekibinin kaynaşıp anlaşmaması olanaksızdı zaten. Ayrıca herkes birbirini yazılarından tanıyordu. ve üslûptan karakter tahlili yapmak hiç te zor değildi.

Gül ,Sema,Sibel,Miray,Gülden,masanın sağ ön tarafındaki Esra
Sema,Esra ,Gülden ve ben zaten bunu yapabilecek yaştaydık,gençler ise zeki,cin gibi ve candandılar.
Velhasıl kaynaştık ,konuştuk,gülüştük saatlerin nasıl geçtiğini anlamadık.
yardım konusunu da yeterli sayıda katılım olamadığından postahane yoluyla ucuz ve kolay gönderilebileceğini dillendirdik.
herkes kendisi veya yakın oturup görüşebilenler birlikte göndersin dedik.
Şimdi Ankaraya döndüm bu açık çağrıyı yazıyorum .
Ankaralı arkadaşlarım ben eve geldim. (Halen bitkisel hayatta devam eden hasta kuzenimin durumu dışında )toplanmaya hazırım nerede isterseniz gelebilirim.
İsteyenler tek veya topluca bana gelebilirler gece 01.00 e dek telefonum da açık yani kısaca NALAN GÖREVDE
Haber bekliyorum.
Minik kuzum hergün biraz daha tatlı oluyor.Artık beni ve teyzesini teyde,adede diye çağırıyor.gel,gel yapıyor,birbir sayıyor.
Eve geldim.Bilgisayarım no signal diyor yokluğuma dayanamadı herhal...
Resimleri yükleyemiyorum derken aklıma geldi. Çektiğim resimleri yolladığım mail kutumdan bunları alıp koydum.Gördüğünüz gibi her zaman itiraf ettiğim teknoloji özürlülüğümün "ÖĞRETİLEBİLİR"düzeyde olduğuna dikkatinizi çekeyim.
AAAAAH AHHH iyi bir hoca bulsam headerler,bannerler daha neler neler yaparım ammaaa.
İlk buluşmamızı yazmıştım biliyorsunuz burada
ONMARİFET ten arkadaşlarla tanışmak ve köy okullarına yardımı organize etmek için toplanmıştık.
Birbirimizi uzun yıllardır tanıyormuş gibi kaynaşınca haftasına ikinci toplantıyı kararlaştırdık.Bu kez Miray,Sibel ve Filiz(uyuyang) de bize katıldı.
soldan ;Gülden ,Esra,ben , ayakta duran Sibel,Gül ve Sema
Kaynaştık derken doğuştan herkesle kaynaşabilen bir malzemeden yapıldığım için ben buna hiç şaşmadım.
Paylaşmayı ve üretmeyi çok seven on marifet ekibinin kaynaşıp anlaşmaması olanaksızdı zaten. Ayrıca herkes birbirini yazılarından tanıyordu. ve üslûptan karakter tahlili yapmak hiç te zor değildi.
Gül ,Sema,Sibel,Miray,Gülden,masanın sağ ön tarafındaki Esra
Sema,Esra ,Gülden ve ben zaten bunu yapabilecek yaştaydık,gençler ise zeki,cin gibi ve candandılar.
Velhasıl kaynaştık ,konuştuk,gülüştük saatlerin nasıl geçtiğini anlamadık.yardım konusunu da yeterli sayıda katılım olamadığından postahane yoluyla ucuz ve kolay gönderilebileceğini dillendirdik.
herkes kendisi veya yakın oturup görüşebilenler birlikte göndersin dedik.
Şimdi Ankaraya döndüm bu açık çağrıyı yazıyorum .
Ankaralı arkadaşlarım ben eve geldim. (Halen bitkisel hayatta devam eden hasta kuzenimin durumu dışında )toplanmaya hazırım nerede isterseniz gelebilirim.
İsteyenler tek veya topluca bana gelebilirler gece 01.00 e dek telefonum da açık yani kısaca NALAN GÖREVDE
Haber bekliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




