Cumhuriyetimizin 87.yılında çok teleşlı olduğum halde acele bir bayram yazısı yazdım ve izlediklerime çabucak göz atarken sevgili meslekdaşım R.R.H nin kızı sevgili blog kızım Ashleyin Macaristanda kabul edildiği üniversiteye gidebilmek için aylardır vize eziyetini çektirip sonunda vizeyi alamadığını öğrendim.
Oysa biz Asleyimizin başarılı,girişken,atılgan ve zeki bir gencimiz olarak biran önce okullarını bitirip dünyaya adımızı duyuracağının heyecanlı sevinci içindeydik.
Lütfen önce AÇALYANIN sonra da R.R.Hun yazısını okuyup bize destek olun.
Benzeri bir olayı geçen yıl ben de yaşamış trafik akzası geçirip yatağa bağlanmış olan kızım ve 1,5 yaşında bebeğimize bakmak için giden küçük kızımın dönmesi gerektiğinde ben gidebilmek için başvurmuştum.
Aldığım yanıt küçük kızımın döndüğünü gösteren pasaportu görmeden bana vize verilmeyeceğini bildirdiler.
Kızım dönüp pasaportu belirttikleri kargo ile gönderip yanıtı yine aynı kargo ile yollamaları,benim bileti alıp uçağa binmem arasında 16 gün geçti.O sırada da yatalak durumdaki kızım ve bebeği damadın dönüşüne kadar uzun saatler yanlız başlarına kalakaldılar.
Daha ne diyeyeim bizi bu hale düşürenler utanmalı
29 Ekim 2010 Cuma
25 Ekim 2010 Pazartesi
TAŞINMA NEDENİYLE BİR SÜRE KAPALIYIZ
Gençliğimden beri en sık yaptığım hayat sporudur taşınma.
Evliliğimin başlangıcından kocamın emekliliğine dek geçen 17 yılda 30u aşkın ev taşıma emeklilikten sonra da eskisi kadar sık olmasa da devam etti.Son taşınmamı bu yıl Mayısta kendi evime taşınarak gerçekleştirdim.
Yazmiştım,kızım yurtdışına giderken eşyalarını bana bırakmıştı.Tabi taşınırken iki ev eşyasını bereber taşıdık.Triplexten daireye sığmak güç olsa da depo durumunda başarıyla sığdık.
Şimdi kızımın eşyasını İstanbula naklediyoruz.Onu yerleştirecek ve dönüp bizim evi depodan eve dönüştüreceğiz.
Hani beni merak edersiniz diye haber veriyorum.İstanbulda adsl filan bağlnana kadar haberleşemeyiz dedim.
Lütfen beni özleyiniz:)))
Evliliğimin başlangıcından kocamın emekliliğine dek geçen 17 yılda 30u aşkın ev taşıma emeklilikten sonra da eskisi kadar sık olmasa da devam etti.Son taşınmamı bu yıl Mayısta kendi evime taşınarak gerçekleştirdim.
Yazmiştım,kızım yurtdışına giderken eşyalarını bana bırakmıştı.Tabi taşınırken iki ev eşyasını bereber taşıdık.Triplexten daireye sığmak güç olsa da depo durumunda başarıyla sığdık.
Şimdi kızımın eşyasını İstanbula naklediyoruz.Onu yerleştirecek ve dönüp bizim evi depodan eve dönüştüreceğiz.
Hani beni merak edersiniz diye haber veriyorum.İstanbulda adsl filan bağlnana kadar haberleşemeyiz dedim.
Lütfen beni özleyiniz:)))
20 Ekim 2010 Çarşamba
"Christian ile Bettina"Yılmaz Özdil

YILMAZ ÖZDİL'in
"Almanya Cumhurbaşkanı geldi.
*
Dindar bi ailenin çocuğuydu.
“Hıristiyan” adını koydular ona.
Babası zampara çıktı.
Henüz bebekken, anasını boşadı.
Annesi başkasıyla evlendi.
Üvey baba şerefsiz evladıydı.
16 yaşındayken, annesi öldü.
Üvey babası sokağa attı.
Öz babası da yanına almadı."
İLE BAŞLAYAN
.......
"Özetle.
Alman halkı, kimin kimi becerdiğiyle ilgilenmiyor, Alman halkını becermeye kalkan var mı, onunla ilgileniyor...
Yüz yirmi yedi bin iki yüz seksen beş sene var Almanya olmamıza. "
BU PARAGRAFLA BİTEN YAZISINI OKUMALISINIZ
burada
18 Ekim 2010 Pazartesi
Eşek

Hastayım,iş çok,halim yok...
Moralim bozuk,kulağım tvde
canım iyice sıkkın ki maili açtım
gelenlere baktım
birini okuyunca öyle güzeldi ki
paylaşıyorum
teşekkürler Hepşenciğim;
Aziz Nesin'in bir hikayesidir.
Günümüzde geçen olaylarla bir ilgisi yoktur.
MADALYALI EŞEK...
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, memlekette bir padişah varmış. Tanrı göstermesin, anlatılmaz bir kıtlık baş göstermiş. Bir zamanlar yediği önünde, yemediği ardında, bir eli yağda bir eli balda olan insanlar, bir dilim kuru ekmeğin yoksunu olmuşlar.
Padişah bakmış ki kıtlık halkı kırıp geçirecek, bunu önleyici bir çıkar yol aramış. Sonunda, memleketin dört biyanına, sokak sokak, köşe bucak çığırtkanlar salmış. Çığırtkanlar Padişah fermanını şöyle bağırırlarmış:
- Ey ahali!.. Duyduk duymadık demeyin!... Her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlığı olmuşsa, koşup saraya gelsin! Padişahımız efendimiz onlara nişanlar verecek!..
İnsanlar, açlığı, yokluğu, derdi, borcu, harcı unutup, Padişahtan nişan almak sevdasına düşmüşler.
Padişahın kim gelirse nişan dağıttığını duyan bir inek de,
- "Nişan asıl benim hakkım!" diyerek bir nişan almayı aklına koymuş.
Açlıktan bir deri bir kemik, böğrü böğrüne çökmüş, kaburgası omurgasına geçmiş inek koşa koşa sarayın kapısına gelmiş. Kapıcıbaşıya,
- Padişaha haber verin! demiş. Bir inek kendisini görmek istiyor. Başlarından savmak istemişlerse de,
- Padişahı görmeden, bu kapıdan bir adım atmam!... diye böğürmeye başlayınca, Padişaha,
- Efendimiz, kullarınızdan bir inek huzurunuza çıkmak istiyor... demişler. Padişah:
- Gelsin bakalım, bu da nasıl bir inekmiş... diye ineği huzuruna çağırıp,
- Böğür bakalım, ne böğüreceksin?... diye sormuş,
İnek de,
- Sultanım, demiş, duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun. Ben de nişan almak istiyorum.
Padişah,
- Hangi hakla? diye bağırmış. Sen ne yaptın. Memlekete nasıl bir yararlılığın dokundu ki sana nişan verelim?...
O zaman inek,
- Efendimiz! diye söze başlamış. bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz kullanırsınız.
Padişah, ineğin isteğini haklı bulmuş. İneğe ikinci dereceden bir nişan verilmiş. Boynunda nişanı, inek sevinçten oynaya oynaya saraydan dönerken katırla karşılaşmış.
- Selam inek kardeş!
- Selam katır kardeş!
- Nedir bu sevincin? Nereden gelirsin böyle? İnek herşeyi bir bir anlatmış. Padişahtan nişan aldığını da söyleyince katır da coşmuş.
O coşkunlukla doğru dörtnala saraya varmış.
- Padişahımız efendimizi göreceğim!.. demiş.
- Olmaz!.. demişler.
Ama, babadan kalma inatçılığı ile katır art ayaklarıyla saray kapısında direnince, Padişaha durumu iletmişler. Padişah,
- Gelsin bakalım, katır kulum da... demiş.
Katır huzura varınca, bir katır selamı verip, el etek öptükten sonra, nişan istediğini söylemiş Padişah sormuş:
- Sen ne yaptın ki nişan istiyorsun?
- A hünkarım, daha ne yapayım? Savaşta topunuzu, tüfeğinizi sırtımda taşıyan ben değil miyim? Barışta çoluğunuzu çocuğunuzu arkamda götüren ben değil miyim? Ben olmazsam, işiniz temelli bitiktir.
Katırı da haklı bulan Padişah,
- Katır kuluma da birinci dereceden bir nişan verilsin!... diye ferman eylemiş.
Katırda bir sevinç bir sevinç, dörtnala saraydan dönerken eşekle karşılaşmış. Eşek,
- Selam yeğenim!... demiş. Katır,
- Selam amcabey!.. demiş.
- Nereden gelip, nereye gidersin? Katır başından geçenleri anlatınca,
- Dur öyle ise, padişahımıza gider, bir nişan da ben alırım!.. diye dörtnala saraya koşmuş.
Saray koruyucuları, deh demişler, çüş demişler, eşeği bir türlü atlatamayınca Padişaha varıp,
- Eşek kulunuz gelmiş, huzura çıkmak ister! demişler. Eşeği kabul buyuran Padişah:
- Ne dilersin ey eşek kulum?.. deyince,
Eşek de dilediğini bildirmiş. Padişah, canı burnuna gelip kükremiş:
- İnek eti ile, derisi ile, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?.. Utanmadan bir de karşıma gelmişsin. Söyle, ne halt ettin?
O zaman eşek keyfinden sırıtarak,
- Aman Padişahım efendim, demiş, size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi binlerce eşek kulların olmasaydı, hiçbir taht üzerinde oturabilir miydin? Saltanat sürebilir miydin? Dua et biz eşek kullarına ki, bizim gibi eşekler var da, sen de böyle saltanat sürüyorsun.
- Ey eşek kulum,Haklısın senin sayende ben bu makamdayım demiş. Senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok. Sana ölünceye kadar beylik ahırından hergün Makarna,Bulgur,Üzüm hoşafı ve Kış aylarındada kömür,bağladım..
Ye, yee saltanatım için durmadan anır!..
11 Ekim 2010 Pazartesi
Kırkyama festivali
Evcek hastayız.Herkesin gözü yatakta burnunu çekip dolaşıyor.Önce Ertuğrulla ben başladık arkasından annesi ,dedesi ve teyzesi hapşırıp öksürmeye başladı.
Bir yan dan ellerim kaşınıyor işyapmak istiyorum bir yandan da halim yok Blogu da boşlamayalım diyerk arşivden ekliyorum.

Füsun Özcan arkadaşımın Altınolukta düzenlenen bu yıl 6.yapılan kırkyama yarışmasına katılan eserini paylaşıyorum.
Ben de iyileşeyim malzemelerimi hazırlar hazırlamaz bu örtüden yapmaya başlayacağım.

Muare ve tafta kumaşlarla hazırlanan bu güzellik hertürlü övgüye değer değil mi?
Eline sağlık füsun öğretmen diyelim.
Bir yan dan ellerim kaşınıyor işyapmak istiyorum bir yandan da halim yok Blogu da boşlamayalım diyerk arşivden ekliyorum.
Füsun Özcan arkadaşımın Altınolukta düzenlenen bu yıl 6.yapılan kırkyama yarışmasına katılan eserini paylaşıyorum.
Ben de iyileşeyim malzemelerimi hazırlar hazırlamaz bu örtüden yapmaya başlayacağım.
Muare ve tafta kumaşlarla hazırlanan bu güzellik hertürlü övgüye değer değil mi?
Eline sağlık füsun öğretmen diyelim.
Eski bir işlemenin hayat buluşu
Yıllar önce isli gaz lambalarının eşliğinde kim bilir hangi hülyalara dalınarak işlenmişti.
Renklerinin uygunluğunu ,işlenen motifin düzgünlüğünü görmek için sabah beklenmeliydi.Gün ışığında nasıl duracaktı...
Gelin gideceği bilinmeyen evde onu hangi aynanın önüne veya hangi konsolun üstüne serecekti.
Ninelerimizin gençliği zamanında işlenen ,bir yüzyılı kim bilir neler duyarak,neler görerek,nelere tanık olarak geçirdiğini hiç bir zaman bilemeyeceğimiz yıpranmış bir örtüydü.(yakından görmek için resimlere ıklayabilirsiniz)
Sevgili arkadaşım Füsunun eline geçmiş ve yıpranmış yerlerinden kurtulup estetik değerini tamamlayacak reklerle çerçevelenip huzura çıktı.
Şimdi güzel bir masayı şenlendiriyor.
Eline sağlık Füsun Öğretmen
10 Ekim 2010 Pazar
Şeytan
Bu pazar neşesi olsun dedim yine bir maili paylaşıyorum.Resim de netten Şrytan resimleri pek iç açıcı değildi,ben de sebzeleri seçtim
" Şeytan
Tanrı yeryüzünü "Lahana, Karnabahar, Ispanak" gibi çeşit çeşit yeşil
ve sarı sebzeyle donattı. "Adam ve Kadın" sağlıklı ve uzun hayatlar
yaşasın diye.
Bunu gören Şeytan McDonald's'ı yarattı. McDonald's ise 99 centlik iki
katlı Cheeseburger' i icat etti. Şeytan Adam'a dedi ki; "Yanında
patates, cips ister misin?" Ve Adam dedi ki; "Süper boy olsun!"
Böylece Adam kiloları almaya başladı.
Ve Tanrı sağlıklı yoğurdu yarattı. Kadın onu yesin ve bedenini Adam'ın
beğendiği boyutlarda tutsun diye.
Bu sefer Şeytan, yoğurdu dondurdu. Çikolata getirdi, fındık getirdi.
Yoğurdun üzerine konacak parlak renkli şekerler getirip serpti. Ve
Kadın da kiloları almaya başladı.
Ve Tanrı dedi ki ; "Şu taze salatamı bir deneyin"
Bunun üzerine Şeytan kremalı hazır salata soslarını icat etti, üzerine
salam ve dilimlenmiş peynir parçalarını da ekledi. Sonra tatlı için
dondurmayı çıkardı. Ve kadın daha da kilo almaya başladı.
Ve Tanrı bu sefer dedi ki ; "Sana sağlıklı sebzeler verdim. Onları
pişiresin diye zeytinyağı da veriyorum"
Ve Şeytan, Cracker Barrel'dan tavukla kızarmış biftek getirdi. Öyle
büyüktü ki, kendi ayrı tabağı bile vardı. Ve adam kiloları yüklendi,
kötü kolesterol tavanı delip çıktı.
Ve Tanrı, koşu ayakkabılarını yarattı ve adam bu fazla kilolardan
kurtulmaya karar verdi.
Ama bu sefer Şeytan, kablolu TV'yi yarattı, uzaktan kumandayı yarattı.
Öyle ki, adam TV1 den TV2 ye giderken bile yerinden kalkmadı.
Ve tanrı patatesi yarattı. Besinle dolu, doğal olarak, yağ düzeyi
düşük, sağlıklı bir sebze olsun istedi.
Sonra Şeytan geldi ve patatesin sağlıklı kabuğunu soydu attı.
Nişastalı gövdesini çabuk çabuk kesip, derin tavada katı yağ ile
kızarttı. İçine banıp yensin diye de kremayı icat etti. Ve adam
uzaktan kumandasına sarıldı, kızartılmış patatesini kremaya banıp
yedi. Yedikçe kolesterole battı. Ve şeytan baktı, iyi olduğunu gördü.
"İyi oldu" dedi...
Ve Tanrı içini çekerek baktı, düşündü ve "by-pass" cerrahiyi yarattı...
Bunu gören Şeytan da "Sağlık Sigortası Şirketlerini" getirdi!
(Hintli bir yazardan)"
9 Ekim 2010 Cumartesi

Kitaplarla olan muhabbetimden zaman zaman söz ettiğimi hatırlarsınız.Daima yanıbaşımda,çantamda valizimde yatağımın yanında yer alırlar.Bu yüzden bu blogu nasıl oldu da şimdiye kadar farkedemedim diye utandım doğrusu.
Mutlaka sizler tanıyorsunuzdur.
Yine de ben onlardan sözetmeden geçemiyeceğim. İşte size sözettiğim "birdolapkitap"<
Bu dolabı,neden açıldığını ve içinde neler olduğunu kendi ağızlarından dinlemeye başlayalım
"Bu dolap neden açıldı?
Adım Banu. Oldum olası, çocuk kitaplarını severim. Çocukluğumdan beri… Eşimin adıysa Yıldıray. O da sıkı bir çocuk kitapları okuyucusu.
Daha beş yaşındayken fıldır fıldır kitap okuduğum için, yani çeyrek asırdır çocuk kitapları okuyan biri olduğum için kendimi bu konuda deneyimli sayıyorum. Çok da abartmayayım ama çocuk kitaplarından nasıl lezzet alındığını iyi bildiğimi ....."
Ben listeme ekledim hem yeni yazılarını hem de daha önce yazdıklarını zevkle okuyorum size de hararetle öneririm.Uğradığınızda sevgili Banu ve Yıldıraya benden de selam götürün lütfen
7 Ekim 2010 Perşembe
Amerikan fasulyeleri Çocukla Çocuk İçin

Geçen gün yazımda sözettiğim ABD den getirdiğim fasulyeleri merak eden ÇocuklaÇocuk için resimlerini yayımlıyorum.
bizim barbunyalardan çok küçük adeta dermason fasulye boyutunda ve nekadar pişerse pilsin suyu duru kendisi de özleşmeden kalıyor.
Belki ben pişirmesini bilemedim.Bilen varsa söyler diye yazdım .
3 Ekim 2010 Pazar
Dünyayı hızla bir çöplüğe çevirmeye başladığımızı farkettiğimizden beri geri dönüştürme çabaları yeniden yükselişe geçti.Gezindiğim elişi ağırlıklı bloglarda özellikle yabancı bloglarda bu konuda gerçekten alkışlanacak işler yapılıyor.
Oysa çocukluğumda sık sık gözlemlediğin ve kendi yaşantımda da yer eden atma değerlendir faaliyetleri annelerimiz için hobi değil gereklilikti,Eskiyen yastık yüzü yeni kırlente iç olurdu,Anne mantosu kıza tersyüz edilerek göreve devam ettirilirdi.
hemen herşey değerlendirilir sbze meyve kabukları hayvan besleyenlere verilmek üzere ayrı tenekede biriktirilir sofradan toplanan kırıntılar tavuklara atılırdı.Ekmek zaten atılmaz ısıtılarak ,buğulandırılıp yumuşatılarak yine tüketime sunulurdu.
Yerli yabancı bloglarda bu konuda gerçekten alkışlanacak işler yapılıyor demiştim ya çoğunluğu kıyafetlerin yeniden kullanımı üzerine.
İşte bunlardan biri
Epeyce kendini aşmış

Gördüğünüz etekleri kazaklardan dönüştürerek yapmış.

yapımından bir ip ucu.Aşamalı anlatımı ise yukarda verdiğim linkte

Giyecek kişinin ince ve küçük bedenli,kazakların da büyük bedende ve bol olmasına dikkat etmek gerekiyor.
Oysa çocukluğumda sık sık gözlemlediğin ve kendi yaşantımda da yer eden atma değerlendir faaliyetleri annelerimiz için hobi değil gereklilikti,Eskiyen yastık yüzü yeni kırlente iç olurdu,Anne mantosu kıza tersyüz edilerek göreve devam ettirilirdi.
hemen herşey değerlendirilir sbze meyve kabukları hayvan besleyenlere verilmek üzere ayrı tenekede biriktirilir sofradan toplanan kırıntılar tavuklara atılırdı.Ekmek zaten atılmaz ısıtılarak ,buğulandırılıp yumuşatılarak yine tüketime sunulurdu.
Yerli yabancı bloglarda bu konuda gerçekten alkışlanacak işler yapılıyor demiştim ya çoğunluğu kıyafetlerin yeniden kullanımı üzerine.
İşte bunlardan biri
Epeyce kendini aşmış
Gördüğünüz etekleri kazaklardan dönüştürerek yapmış.

yapımından bir ip ucu.Aşamalı anlatımı ise yukarda verdiğim linkte

Giyecek kişinin ince ve küçük bedenli,kazakların da büyük bedende ve bol olmasına dikkat etmek gerekiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
