3 Nisan 2010 Cumartesi

AŞK

On gündür seyahatteydik.Bu akşam döndük ...Anlatırım sonra.
Maillerime baktım daha önce duymadığım bu öyküyü anlatan maili okudum .
Aşk budur deyip buraya taşıdım
buyrun bakalım beğenecek misiniz...


"Buyuk aska ve dehaya saygilarla,


Engineering bakimindan....
Osmanlı’nın
büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın ve
büyük aşk’ı Hürrem Sultan’ın bir kız çocuğu
gelir Dünya’ ya .

Efsane bir ask’ın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden
belki efsane aşkların en temeline , en masalsı olanına
ithafen ismi Mihrimah konulur Mihr-ü Mah Farsça da Güneş
ve Ay demektir.

Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan büyümüş 17
yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun
olan bir yaştadır. İki talibi olur ,biri Diyarbakır
valisi Rüstem Paşa dır,diğeri ise saray’ın baş
mimarı Mimar Sinan… .


Padişah biricik kızını Rüstem paşa ile evlendirir ,
Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama bilinen odur ki
Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır.....

Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu
Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır fakat o’na olan
aşkını olanca güzelliğiyle ,sanatına
yansıtmıştır.

İstanbul’un en güzel yerlerinden birine ,Üsküdar’a
Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir
kendisinden.1540 yılında inşa etmeye başladığı
cami’yi 1548 yılında tamamlar.Cami inşa edilirken bir
yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine
sanki “eteklerini giymiş bir kadın” siluetini verir,
ayrıca cami için mimari olarak esinlendiği ,örnek
aldığı yer ise bir başka aşka ,kutsal bir aşka
adanmış bir şaheserdir ; Ayasofya………..




Bahsi geçen bu cami 2 Minareli olup ,padişah fermanı ile
yaptırılan bir eserdir, ama Sinan’ın söyleyecekleri
bununla bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne
kadar ilk defa ,padişah fermanı olmaksızın , Edirnekapı
da surların yakınına pek kimsenin ilgilenmediği ,ıssız
,yalnız ama İstanbul’ un en yüksek tepesi olan bir yere
,sanki aşkının gizli,ıssız ve yalnızlığını ama bir
o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci
bir eser yapmaya koyulur....


Mihrimah Sultan’a ithafen.......

Derler ki; cami Mihrimah sultanın o duru, gösterişsiz ve
bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve
sadece 38 mt bir minareye sahiptir. Bir adet incecik
kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne
kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder, bu sayede
gün ışığının her köşede adeta dans ettiği
kadınsı edalı. ( o tarihte bu açıklıktaki ve bu
kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere, dünya üzerinde
sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi) cami
içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun
işlemelerde de Mihrimah Sultan'ın o çok güzel ayak
topuklarını döven ,upuzun saçları tasvir edilmiştir.,

Ve yine denir ki Mihrimah Sultan’ın statüsü iki
minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen,
yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli
yapılmıştır bu cami.

Ama
Sinan aşk‘ını öyle sihirli bir tılsımla
mühürlemiştir ki ,bu sırra şaşırmamak ,o sevdaların
naifliğine imrenmemek elde değil. Sinan Usta'nın
aşk'ının vesikasıdır sanki, iki caminin de yeri
özenle seçilmiştir. Güneşin doğum ve batım yerleri
tespit edilerek yapılmış camilerdir. Edirnekapı’daki
Mihrimah Sultan Camii’ni aynı anda görebileceğiniz bir
yer tespit edin. Günbatımında (elbette, yılın sadece
bir gününde ki o gün 21 Mart gece ile günün birbirinre
eşit olarak kavuştuğu gün’dür daha enteresanı, o
gün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür) göreceğiniz
muhteşem manzara şudur:
Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş
batarken, Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay
doğmaktadır! “Bu nasıl bir hesaplama, bu nasıl bir
estetik anlayışıdır!”

5 yorum:

haykırış dedi ki...

Sayın Nalan öğretmenim,
Öncelikle hoşgeldiniz ve yayınladığınız bu büyük insanın aşkını heyecanla okudum çünkü okumadığım, bilmediğim bir haberdi, yazıydı. Müthiş derecede heyecan duyarak okudum ve düşündüm şimdileri öylesi bir aşkı yaşayan var mı diyerek. Heyhat..
İsim, Meslek ve görev olarak ulvilikleri yanında zamanımıza kadar yansıyan bu büyük aşkı minnet ve saygıyla selamlamak gerekiyor.
Bu güzel paylaşım için sizede çok teşekkür ediyorum efendim.
Sonsuz saygılarımla

fiamma dedi ki...

hiç bilmediğim bir öyküydü iyi ki de aktarmışsın örtmenim:)Öğrenmenin de öğretmenin de yaşı yok ,teşekkür ederim. boylesi bir aşk iyi geldi sabah sabah

banuca dedi ki...

"Aaaah aşk, sen nelere kadirsin" diye boşuna dememişler. Eh ben aşık olmadığım için yaptığım elişleri o kadar güzel olmuyor demek ki:))

MAYRI dedi ki...

Nalan hanım çok hoşuma gitti bu yazı.
Alıp maillerimde paylaşabilir miyim.
<:))

Prima Donna dedi ki...

bu ne güzel bir hikaye ne güzel bir sanat ne güzel bir ilim.. muhteşem. Türklüğüm'le gurur duyuyorum demenin "ayıp" "rencide edici" sayıldığı şu günlerde sayenizde ne güzel bir hikaye okudum çok teşekkür ederim. ben de paylaşmak istiyorum bu metni.