19 Temmuz 2010 Pazartesi

ZEYTİNİN TERİ



Yine paylaşmadan geçemediğim güzel bir mail aldım.Yaşanmış bir hikaye ,adı sanı ile yaşayanın ağzından anlatılmış.
Altında yorumu da vardı ama ben yorumlamayı hepimize bıraktım...
> ZEYTİNİN TERİ/ Dr. Mehmet UHRİ
>
> Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık o sıcak yaz günü, Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde.
> Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı.
>
> Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye kadar
> gidebilmiştik.
> Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden pazardı ve her yer tatildi.
> Sanayi sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık, bulamadık.
>
> Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla.
> Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi.
> Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi.
> "motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden" söz etti.
>
> Bir süre daha bakındı. Sonra
> -Buldum galiba! diye haykırdı.
>
> -Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir.
> Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı.
>
> Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü.
> Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu.
> Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
>
> Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
>
> -Doktor musun?
>
> - Evet.
>
> - Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz.
>
> Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer
> soluklanırsınız. Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik..
> Tek katlı bahçeli şirin bir evdi.
> Hanımının şikâyetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve
> menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım..
> Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.
> Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu.
> Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının
> kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da artmıştı.
> Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu
> 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köylerinde çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı.
> Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa yaşadığından dem vurdu.
>
> - Neden buraya yerleştin?
>
> - Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti.
> Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanı m. Hasan Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini.
> Ayrılamadım buralardan.
>
> - Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
>
> - Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu?
> O zamanın okulları sanırsınız.
> Halbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı,
> inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi
> hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler.
> Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
>
> - Yani elinizden çok iş geliyor.
>
> - Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını kullanmayı öğretiyorlardı.
> Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
>
> Bu arada çaylar geldi.
> Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı.
> Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan
> söz etti.
>
> - Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışsız.
> Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız. Giderek ona benzemişiz.
>
> - Nasıl yani?
>
> - İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
>
> Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
>
> - Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.
> Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor.
> Bir kısmını sofralık ayırıyor, selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz.
> Veya salamura yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz.
> İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz?
> Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
>
> -Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi?
>
> Diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
>
> - Hurma zeytini bilir misin?
>
> - Bilmem. Hiç duymadım.
>
> - Ege’nin bazı yerlerinde olur.
> Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile
> zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır.
> Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın.
> Eeee, Köy Enstitüleri de böyleydi.
> Dalında olgunlaşan zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer insanlara
> bulaştırmayı amaçlamıştı.
> Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı ,insanı. Hayata hazırlıyorlardı .
>
> Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
>
> -İşte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum. Dedi.
>
> Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
> Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
>
> Dr. Mehmet UHRİ

8 yorum:

annemineli dedi ki...

Zeytin çok lezzetli ve zahmetli yetişen bir besin kaynagıdır.Paylaşımınızdaki herşeye katılıyorum ve teşekkür ediyorum.Sevgilerrrr....

asmabahce dedi ki...

Yahu ne güzel hikaye, köy enstitülerini hatırlattı yine, teşekkürler

banuca dedi ki...

Nalanım, bunu tekrar okumak çok güzel, bir ara benim mail kutuma da düşmüştü, paylaştım mı hatırlamıyorum, ama çook güzel, gel de eskiyi özleme....

neduk dedi ki...

Yaz güzelim yaz, durma. Bu güzel duygulara çok ihtiyacım var bu aralar.

Ayça'nın Dükkanı dedi ki...

Köy Enstitüleri'ni hiç görmemiş bir nesil olarak, okuduklarım ve duyduklarımla biliyorum, içim burkuluyor, ağlıyorum. Tabii ne kadarını biliyorum ki... Okudukça kanıma dokunuyor... Böyle bir memleketin eğitim sistemini terkedilmiş bir binaya çeviren bu namuzsuzlar, gece yastığa başlarını koyduklarında nasıl uyuyorlar :(

nalan dedi ki...

emekli bir öğretmen olarak naçiz tesbitim eğitim sistemimizin düşünmekten ziyade ezbere ve bilgi depolamaya yönelik çalıştırılmasıydı.
1995te emekli oldum.
son zamanlarda pek takip etmediğim halde yapılan değişiklikler;özellikle de okuma yazmada cümle metodunun terkedilmesi göz sıçramalarının hece düzeyinde olmasına yol açarak yavaş okumaya ve anlamanın da yavaşlamasına yol açacak.
Biz harfleri birbirine çatarak okuduk.
Biz bu metodla okumuştuk.
Ben se çok 1.sınıf okutarak ve cümle metodu kullanan bir öğretmen olarak aradaki farkı ve cümle metodunun üstünlüğünü çok iyi gördüm ve bilirim.
AMACIN OKUMAYI;ANLAMAYI mümkünse BİLMEYEN DİPLOMALI NESİLLER yetiştirmek olduğundan kuşkulanıyorum

nalan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
utkunun annesi dedi ki...

O kadar güzel yazmışsınız ki elinize yüreginize sağlık.Eğitimde bir sistem kalmadıki günümüzde,yap boz gibi her dakka birşey değiştirip iş yaparmış gibi görünüyolar sadece.Tek bildikleri bu