2 Ekim 2012 Salı

Bu gün biz Ankaralıları,yarın tüm Şehirlerimizi ilgilendirecek bir durum


Bir dostumdan aldığım Fwd  maille farkına vardığım durumu paylaşmak istedim.
Henüz geç olmadan farkına varmak,dileğiyle...





Ankara’daki Derelerimizi geri istiyoruz
 
Avrupa'da bir çok şehir ırmakların kenarlarına kurulmuştur. Budapeşte, Paris, Frankfurt am Main (Main (nehri) kıyısındaki Frankfurt) .
 
Tuna, Elbe, Main, Ren, Seine (Sen), Tagus, Po ırmakları ilk akla gelen başlıca Avrupa nehirleridir ve kenarlarında bir çok büyük şehir kuruludur.

Budapeşte nin  tam ortasından Tuna nehri geçmektedir.

Amsterdam, Roterdam, Brüksel  gibi Irmağı bulunmayan Avrupa'nın bir çok şehrinde bu sorun kanal yapılarak çözülmüştür.
 
Bilindiği üzere Ankara'nın içinden de bir çok dere ve çay geçmektedir. Hem de tam ortasından.
Avrupa'daki ırmaklar kadar büyük değillerdir belki ama yine de sularını Ankara'nın ortasından sessiz ve gizli bir şekilde taşımaktadırlar. Gizli çünkü hepsinin üzeri kapalıdır. 
 
Günümüzde Ankara Ankara’yı kurak ve susuz bir bozkır kenti olarak bilinmektedir.
 
Oysa ki Ankara pek çok akarsu tarafından çevrelenen bir şehirdir.
 
Hatip Çayı (Kayaş) , Çubuk Çayı, İncesu Deresi, Dikmen Deresi, Kavaklıdere, Hoşdere, Kirazlı Dere, Büyükesat Deresi, İmrahor Deresi, Bülbülderesi, Bademlik Deresi, Kıbrıs-Kusunlar Köyü Deresi, Kutludüğün Deresi, Mekel Deresi, Balaban Deresi, Hacı Kadın Deresi, Bayındır Deresi. Ankara daki akarsuların başlıcalarıdır.
 
 Tıpkı Kepir, İğdeli, Macun, Ergazi, Söğütlü gibi.
 
Bu dereler şehrin farklı noktalarında buluşarak önce Hatip ve Çubuk Çaylarını, sonra da diğer katılanlarla birlikte Ankara Çayı’nı oluşturur, Sincan ve Polatlı’yı geçerek Sakarya Nehri’ne kavuşurdu… (Ankara Çayı , Çubuk ve Hatip Çaylarının Etlikte birleştikten sonra aldığı isimdir)
Ankara dereleri tarihte  zaman zaman taşarak eski Ankara’nın çevresinde, bugünkü Yenişehir’in bulunduğu geniş havzada bataklık ve çayırlık alanlar oluşturmuştur…
 
Eskiden bu dere ve çayların üzerlerinde köprüler kurulmuştur.  ; Kolej köprüsü, Tuna Köprüsü, Harbiye köprüsü. Kaç kişi anımsıyor.
 
Cumhuriyet’in başlarında ve hatta 1960 ve 70’li yıllara kadar KAyaştaki Hatip Çayı çevresi Ankaralıların  en önemli mesire alanı olmuştur.
 
Hatip çayı, yüzyıllarca Ankara Kalesi ile Hıdırlık Tepesi arasındaki vadiden kıvrılarak Dışkapı'dan ovaya açılmıştır. Yağmurun bol olduğu mevsimlerde bendine sığmayan Hatip Çayı şehrin sayılı yeşil alanlarından ve ağaçlıklı semtlerinden biridir.
Daha sonra ları Hatip Çayı'nın üzeri tümden kapatılarak, Dışkapı'yı Cebeci'ye bağlayan günümüzdeki yol yapılmıştır.
 
Ankara'nın sayılı mesire yerlerinden biri Bentderesi'dir. Bentderesi yeşil ve ağacı bol ve suyu olan bir yerdir.
 
Normalde  yakın tarihe kadar Ankara’nın dört ana yönünde yoğun su kaynakları mevcuttur.
 
Kuzeyde Çubuk Çayı; Güneyde ise Mogan ve Eymir Gölleri ile Balaban Çayı… Şehrin Doğu’sunda Hatip Çayı , Bentderesi ve Hacıbayram Mahallesi’ne kadar evam eder.
 
Şehrin Batısında ise Ankara’nın tüm küçük su damarlarının birleştiği Ankara Çayı , Akköprü’ye kadar devam eder. 
 
Akköprü, yüzlerce yıl kentin Batı kapısı işlevini görmüştür.
 
Köprübaşı ise avlu girişi olmuştur.
 
Zamanla kent düzensiz bir şekilde büyüdükçe dereler küçülmüş, suyu besleyen alanlar kirletilmiş, kentin atıkları derelere verilerek bu akarsular tümden imha edilmiştir.
 
Bu kez de ortaya kirlenmiş , koku saçan dereler sorunu çıkmıştır.
 
Bu sorunda dereleri gizlemekle örtülmeye , ötelenmeye çalışılmıştır.
 
Bugün Ankara, altından akan onca  dereye rağmen susuz, kuru bir bozkır şehrine dönüşmüştür
 
Sularının üzerinde betonlar , demirler yükselmektedir.
 
Şehir yaz aylarında kavrulmaktadır.
 
Ankara öldürüp gömdüğü derelerinin üzerinde kuru bir şehir olarak  oturmaktadır.
 
Bugün üzerinde bulvarların, metroların bulunduğu Ankara dereleri, aslında halen işlevlerini görmektedir.  Ancak bu işlevlerin durması yada tıkanması büyük bir felaket olacaktır.
 
Ankara suyla iç içe olan huzurlu , yaşamını kaybetmiştir.

Bugün Sıhhiye’den dere aktığını bilenler kaç kişidir.
Hatip Çayı’nın nerede olduğunu kaç kişi  anımsıyor.
 
 Çağdaş kentler, temiz akarsularıyla , geniş yeşil alanlarıyla ,  yürüyüş yolları ile çağdaştır.
 
Çağdaş kentlerde teknelerle şehir turu yapılmaktadır. Kenarlarında piknik yapılmakta, oyunlar oynanmakta, dinlenilmektedir. Kentliler birbirleriyle burada sıcak irtibatlar kurmaktadır.
 

Eskişehir durumu Ankaradan önce fark etmiş ve akarsularını kurtarmaya başlamıştır.
 
Derelerin , çayların şehriler için ne kadar önemli olduğu anlaşılmaya başlanmıştır.
 
Benzer kurtarışlar Ankara’da neden yapılmasın.
 
Bu kadar zengin doğal su kaynaklarımıza varken bunlardan neden yararlanamıyoruz.
 
Neden bu derelerin üzeri açılarak ıslah edilmez.
Çevresi  yeşillendirilerek, mesire yeri haline getirilemez .

Onca paralar dökülerek yapay göller, fıskiyeler yapılacağına; kıvrıla kıvrıla Ankara'nın içinden akan , çevresi yemyeşil, insana ferahlık ve çevreye serinlik veren, içinde ördeklerin yüzdüğü, çevresinde balık tutmaya çalışan Ankaralıların olduğu bir yer yapılamaz mı?
 
Ankara ya bahşedilen akarsuları ve gölleri yer üstüne çıkarıp Ankaralılarla buluşturma zamanı gelmedi mi?.
 
Eğer Ankara'nın bu dere ve çayları Avrupa'da olsaydı, Ankara dere ve çaylarla bölünmüş bir kent olur, bunların kenarları ağaçlarla kaplı mesire yerleri şeklinde düzenlenirdi.

Biz Ankara lılar ve Ankaraya gönül verenler DERELERİMİZİ GERİ İSTİYORUZ!!
 
Ankara Lobisi
 
Kampanyaya Destek Veren STK lar lütfen bu e-mail adresine desteklerini bildirsinler
 
 
 

2 yorum:

fiamma dedi ki...

Nalancığım, ahh Nalanım öyle güzel konulara parmak basıyorsun ki düşününce bir tarafım hep senden ve paylaştıklarından yana oluyor. Bizde belediyecilik anlayışı günü birlik yürür yani geleceğe bir eser aktarmış kaç belediye var betonlaştırmanın dışında. Yaa birbirlerinin yaptıklarını yıkarlar ya bu derelerin olduğu gibi üzerini örterler buram buram kokularını yine de duyarsın. Sarıyer bu anlamda hatta daha yakın tarihte derelerin üzerinde köprüleri olan bir yerdi. şimdi dere değil derenin varlığınıu anca denize yakın iskeleye vardığında kokusundan anlıyorsun. Keza istinye de öyle, islah edilir mi bir hayal mi bu dereler bilmem ama Halic'i islah edebildiyseler bu derelerde neden olmasın diyorum ben de, hiç olmazsa büyük olanlar ve her daim su taşıyanlar. Ama olmaz imkansız çünkü belediyecilik anlayışımız bir bayrak yarışı gibi değil partizan yarışı gibi dolayısıyla Ankaranın dereleri için fazla hayal kurma diyelim ki biri kalktı bu işe 5 yıl tamam, sonra o gide kokusu kalır size yadigar bir de küfür yersiniz arkanızdan bol bol. Adadenizin aşağıdaki linkini tıkla sonra bir de google amcaya sor ilk hallerini benim bakıpta ne görebilidiğimi de anlarsın can:))
http://adadenizi.blogspot.com/2012/04/bugunden.html

Alanay yıldırım dedi ki...

cidden damar konulara parmak basıyorsun ama bu parmakların sayısının çoğalması lazım.belediyecilik anlayışının da hızla fiammamın yazdığı gibi değişmesi lazım.