18 Haziran 2012 Pazartesi

yorumsuz


ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN 

Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan' dan kaynak gösterilerek 
Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir (THM Repertuar numarası 1133). 

Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan 
ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. 

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca 
ABD'den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (wikipedia). 
ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. 
ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracaatını keşfetmiştir. 

Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye'nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır (Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966). 

Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur.
Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. 
Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır. 

Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına ve margarine alıştırılır. 
Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. 

Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.

Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi 
“Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman...” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır. 

Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir.
Basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır… 

Prof. Dr. Kenan Demirkol

4 yorum:

Aslı dedi ki...

İnanamadım okuyunca Hocam. Hiç bilmiyordum :( Ülkemiz üzerinde neler dönüyormuş geçmişte, gerçi şimdi daha da kötüleri var ama.

Demek bu türkünün nedeni buymuş. Çok teşekkür ederim paylaştığın için..

fiamma dedi ki...

İki kelam edeceğim Nalanım:)) ''İktisatta bir değiş vardır bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler.'' Adam Smith söylemiş bunu liberalizm ve rekabet piyasası için sanırım, ben farklı bir şeklide kullanıyorum bu deyişi hayatta hem de her baktığım yerde, senin zeytinyağı ile ilgili yazını okuyunca beynim yine beyin çeperlerime değmeye başladı, beyin loplarım hop oturup hop kalktı. Hayatta herkes sana birşeyler kakalamaya kalkacaktır, Atatürk'ün gençliğe hitabesinin her bir kelimesi bunu en anlamlı şekilde hayatın hangi yönüne çekersen çek kafana kafana vurur, sen akil değilsen seni hep birileri yönetir ve yönlendirir üstelik sadece çarkın dişlilerinin arasında değilsindir ki kendini bir an boşluk bulup kurtarabilesin, yani sen eteğinden çarkın tam mekanizmasına kapılmışsındır, bir an için çarktan kurtulsan yine o çarka çekileceğin kaçınılmazdır . Yeter ki akil ol canım, araştır öğren,oku, deneyle, ispatla kendi karşı tezini üret, sıra gelsin türküye, o li ekini kaldırıp zeytinyağsız yiyemem ammman, sentetik fistan giyemem ammannn diye geçer karşılarını çığırırsın. Yeter kii sen doğru olduğuna inandığının arkasında dur ve ayık ve de uyanık ollll ki ol.Bir de niye sana oluyor bu diye düşünnn dur:))

Ohh rahatladım, ben kaçimmm:)))

nurtenbegendi.blogspot.com dedi ki...

Ben Afyonluyum dipten sülaleden. Eşim de. Bizim buralarda et yemeğinin makbul olduğunu bilirim. Bizim erkekler etsiz doymazlar, zeytinyağlıyı yemek yerine koymazlar ve zeytinyağlıyı salata niyetine yerler. Hal böyle olunca, yöresel algımla, türküyü hep zeytinyağlıyı yeğlemeyen, etliyi öven bir anlamda düşünmüştüm. Aslına bakarsan, tıpkı manilerde olduğu gibi, ses uysun, nakarata zemin olsun diye yazılmış, anlamsız cümlecikler olarak da değerlendirmiştim. Hatta şimdi fark ediyorum ki, ciddi ciddi sözlerinin kalanını bile bilmiyorum. Ama hikayeyi okuyunca dehşete düştüm. Demek ki, amaca ulaşmış bir türkü. İnadıma basma fistan giyesim tuttu şimdi.

nalan dedi ki...

Aslıcığım,Fiammacığım,Nurtenciğim;
ben de Nurten gibi konuyu yanlış algılamışım veya üstünde düşünmemişim.
Zaten son yıllara kadar kuşkulanmayı pek bilmiyordum. Ulusal güç Birliği ile Anıl hoca sayesinde öğrendiğim ilk şey kuşkulan,arka planı sorgula oldu ama bir türküyü sorgulamak bu güne değin yine de düşünemediğim bir şeydi.
Erbakan Hocayı çok şüpheci bulur,gülerdim.
Eniştemin anlattığı yahudi düğme tüccarının,ürettiği düğmelerin deliklerini özellikle ipi kesecek şekilde üreterek daha çok düğme satmayı hesapladığı örneğine bıyık altından gülerdim.
Çünki ben okuduğuna,duyduğuna inanan saf,yalan söylemeyen(çok mecbur değilsem:),başkalarının da hele hele büyüklerin,devlet erkânının yalan yada yanlış söylemeyeceğini sanan temiz bir Türk Çocuğuydum.
Şimdi kendime gülüyorum acı acı...