10 Mart 2011 Perşembe

KARI SEVER MİSİNİZ?



Bu gün altınkızlar grubuma ileti yazmaya başladım;
"Biz öğretmen okulu 1.sınıftayken son sınıftan fırlama bir abla çok ciddi bir hocamıza sormuş;
-hocam karı severmisiniz?
-evet severim.
-peki nasıl karı seversiniz ?
donlu mu donsuz mu?
Adam kıpkırmızı ,sınıf kıpkırmızı(gülmemek için kendini sıkmaktan)
Bir okul efsanesi olarak dilimizde dolaşıp durdu günlerce
ya siz nasıl seversiniz karı?
Ben cam arkasından severim."
dedim ve o anda aklıma geldi ekledim
devamı blogda olacak.Şu saniye itibarıyla bunu blog yazısı yapmaya karar verdim:))
Ben yorum yazarken daha bir samimi oluyorum da yazı yazarken sanki kompozisyon ödevi yazıyormuşum gibi kendimi kasıyorum.
Çocukluğum ,memleketim Geredede karlar içinde mücadeleyle geçti.
İlkokula başladığımda yaşım 5,5 boyum da 5 karış .
1400 takımlı memleketimde kasımda kar bir yağar mayısta ancak erir.

Güneşi bolca göremeyen dar sokak aralarında ve bahçelerin avluların kuytu yerlerinde bıraksak temmuza kadar kalır.

İyice basılmış ,toz,toprakla kaynaşmış rengini çoktan griye siyaha döndürmüş garip bir kalıntı halindeki bu son karlı buzlu tuhaf karışımdan kurtulmak için kazma kürek yardımıyla yerinden alıp güneş gören yerlere atar kurtulurduk.

Evet 5 karış boyumla okula giderken abartısız sadece önümü ve gökyüzünü gördüğüm bir kar yolundan geçerek okula giderdim.İlçemizde zaten tek tük olan özel araçlar kış başında garaja girer yaza kadar çıkmazdı.

İlçe küçük,o yıllarda şehir içi ulaşım yaya olarak yapılır.Yük ,eşya vb.ise at arabaları ile yapılırdı.Kışın at arabalarının yerini atların bağlandığı büyük bir kızak alır ve sadece ana caddelerde kullanılırdı.
Dar sokaklar evlerin kapısından başlayarak kar sağa sola kürekle atılarak kürünür(kar atma işleminin adı) arada kırk santimlik bir yol oluşturularak sokağa bağlanırdı
Aynı işlem sokak boyunca büyükler tarafından yapılır yol açılırdı.Üstüne kar yağdıkça yolcağızın kenarları yükselmeye çatılarda buzlardan kılıçlar sarkmaya devam eder bu durum hava zaman zaman yumuşayınca erimeye yüz tutan karların gece ayazı ile buzlanmasıyla adeta buzdan bir yola dönerdi.
Dönmesiyle de düşmelere yol açar ve tehlikeli olurdu.

Engellemek için kapı önlerine,kar patikalarına sobalarda bol miktarda üretilen odun külü dökülür kayması önlenirdi.
Bazı günlerde yaramaz çocukların yolun uygun yerlerine karı kazıp içine su doldurup sonra üstünü ince odun parçalarıyla ızgaralayıp üstüne kar kamuflajı yaparak hazırladığı çukurlar farketmeden basanı ayak bileğine kadar buz gibi suya batırır,evine gidene kadar bunu yapan haylazların sülalesini rahmetle(!) andırırdı.

Yaaa efendim şimdi ben karı neden cam arkasından severim anladınız mı?

(Bütün görseller netten alıntıdır)

Öğretmen olduktan sonra yine ilçemin bir köyünde çalıştığımdan kar çilem devam etti.
Şehirlerarası otobüslere binerek 15 kilometre sonra köy yolu başında inme,5kilometrelik yolu yokuş yukarı çıkmak,ellrimde o hafta yiyeceğim sebze ,meyveler,okuyacağım kitaplarla dolu iki poşet ile tek başına yol yürümek....
Deri ayakkabılar bu kadar karla sevişmeye dayanamadığı için lastik çizmeler,içinde iki çift el örgüsü yün çoraba rağmen buz kesen ayak parmakları da cabası.
Bu yüzden sıcacık evde tv de izlerken hâlâ parmaklarımın uçları,burnum sızlamaya başlar.
Benim haftada iki kez çektiğim bu çileyi okulumuza 3 köyün 7 mahallesinden her gün gelen 100 metre ile 2 kilometre uzaklıktaki evlerinden okula sevinçle koşturan çocuklarım yaşar ama hiç yüksünmezlerdi.
Son günlerde tv kanallarında kapanan köy yolları,Bolu ve çevresindeki kar tutuklusu araçlar ve yolcuları görünce beni ve öğrencilerimi hatırlayıverin lütfen.
Ben tüm bunlara rağmen o yaşa ve o günlere dönebilirsin deseler koşa koşa gitmeye razıyım:)

13 yorum:

Nedret dedi ki...

Canım benim, fedakar öğretmenim. Memleketimizde ayni şeyleri şu anda yaşamakta olan genç öğretmenlere Allah kuvvet versin.

dikisdersi dedi ki...

sonuna dogru hüzünlendim ve o günlere dönme isteginle ki ,yinede güzelmiş dedim ,bende bugun hep onları düşündüm Nalan abla dogum sancısı çeken kadınları ,yolu olmayan yerleri ve ayagında ayakkabısı olmayan cocukları...

esen dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın Nalanım ,Ben çocukluğumda çatılardan sarkan buzları ile ve de babamı kaybettiğim yıl yaşadığımız şiddetli kışla hatırlıyorum.Ama dikiş sepetine katılıyorum.Öğretmene yapılan şaka çok güzelmiş.Bende kursta anlatayım muzip arkadaşlarıma.İstanbulun kışı yıllardır bu kadar Nalanım.Elgızı benim için öp.Sevgiler

esen dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın Nalanım ,Ben çocukluğumda çatılardan sarkan buzları ile ve de babamı kaybettiğim yıl yaşadığımız şiddetli kışla hatırlıyorum.Ama dikiş sepetine katılıyorum.Öğretmene yapılan şaka çok güzelmiş.Bende kursta anlatayım muzip arkadaşlarıma.İstanbulun kışı yıllardır bu kadar Nalanım.Elgızı benim için öp.Sevgiler

SEMYIL dedi ki...

canım nalanım sonunda şu dns ayarlarını yaptım ve deeee ilk sana geldim... hem gülerek hemde hüzünlenerek okudum yazdıklarını ne güzel anlatıyorsun benim fedakar, cefakar dostum...
ne yazıkkı senin yaşadıklarını günümüzde hiçbir gelişme olmadan genç meslekdaşların ve yavrularımızda yaşıyor:((

Adsız dedi ki...

Sizi seviyorumm.. Çok güzel anlatmışsınız..Çocukluğuma,doğduğum yer Keskindeki ilk okul günlerime götürdünüz beni.Evdeki herkese selam ve sevgiler..Çocukları ve sizi öpüyorum. Kezban Işık

nalan dedi ki...

Nedretciğim,öğretmen fedakâr olmalıdır.Severek yaptık herşeyi.İnşaallah emek verdiğimiz nesil bie ihanet etmez :(

nalan dedi ki...

Dikiş dersi,
Artık pekçok yerde şartlar iyileşti.Benim anılarımı anlattığım yerler İstanbul-Ankara karayolu üzerinde yani eski payitahtla yeni başkent arasındaki yol üstünde.Şimdi ulaşılamayan yerlerde şartları coğrafya oluşturuyor.Çok şükür ki askerde poliste hatta sivil vatandaşta imkanlar var,karadan gidemeyince havadan ulaşılıyor.Kar motosikletleri,haberleşme araçları ile bile çok sorun çözülüyor.Daha da iyi olsun
dileğimiz bu

nalan dedi ki...

Nazesen,
ben yanıtlayana kadar sen anlatmışsındır beğendilermi bari?

nalan dedi ki...

semyıl ya dns leri değiştirdik şimdi de blogum kontrol panelini bulana kadar canım çıktı.
Genç meslekdaşlarımıza gelince onların imkanları bizle kıyaslanmayacak kadar düzeldi.Şehirde oturup köylerine arçlarla gelip gidiyorlar.İnternetleri var ,ceptel.var.
Ama öğretmenlrinin yakmayı beceremediği sobayla boğuşasını zevkle izleyip sobayı öğretmen yakar diyen pişkin öğrencileri var .
Ne çıkaralım bundan?
Benim çocuklarımsa canlarım,ben,m suyumu ,odunumu bana elletmez gözümün içine bakarlardı.
O yüzden ben ve benim jenerasyonum öğretmenlerimizden öğrendiğimiz gibi verdiğimiz emeği helal ettik,ediyoruz.

nalan dedi ki...

Kezban Hanımcığım,siz de üniversitede olmalarına rağmen çocuklarımıza kol kanat gererek onları anne babaları kadar yakın ilgiyle eğiten hocalardansınız.
Belki de bizim nesil elde ettiğinin kıymetini bilip tadını çıkaran ve değerbilir bir bir nesiliz.İnşaallah yetiştirdiklerimiz bunları ara sıra da olsa hatırlarlar.
Biz de sizi seviyoruz.
Bu hafta dönüyorum.Görüşmek dileğiyle

Nedret dedi ki...

Elgiz'in annanesi... Fırfırlı külot görünmüyor. Geldim bulamadım:))

nalan dedi ki...

Nedretciğim,eve döndüm.Dns ayarlarını değiştirip yazı yazmaya çalışırken yedeklerimde hazırladığım yazıyı yayımlamışım:)
Farkedince şimdi düzelttim.