15 Temmuz 2010 Perşembe

KİM DEMİŞ TARİH SIKICIDIR DİYE?

Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı ve Türk Milletinin bir ferdi olmakla her zaman gurur duymuşumdur.Kim ne derse desin milletimle her zaman övündüm.
Ben ki son günlerin moda deyimi ile alt kimlik olarak Abaza,çerkez melezi anneanne,(Adapazarında dendiği gibi yerli)manav dede,gürcü babaya sahip bir Türk oğlu Türküm.
Tarihte YAMYAMLIK lekesi ile kirlenmemiş tek milletin milletimiz olması beni her zaman onurlandırmıştır.
Lütfen dikkat:Bu sözlerim kendini Türk olarak nitelendiren herkesi kapsar ve hiç bir art düşünce içermez.
Bunları yazmamın nedeni ise bugün aldığım aşağıda paylaştığım mail.
Çoğunu daha önce duymuş olduğunuzu biliyorum ama ***ile işaretlediğim bölümleri ben bu mailden öğrendim
Anadoludaki tarihi kalıntılarda çok eski zamanlardan beri tuvalet kullanıldığı görüyoruz,hamam ,çamaşırhane ,mahallelerde ortak kullanım için tahsis edilmiş çamaşır kazanı tokaç,kil kabı v.b.geleneksel yapıları hepimiz biliriz.
Eeee yani gururlanmakta haksız mıyım ne dersiniz?

Tarih sever ve bilgi paylaşımı konusunda engel tanımaz cömertliği ile meşhur sevgili arkadaşım Nazan S.den aldığım mail

KİM DEMİŞ TARİH SIKICIDIR DİYE?

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün!
1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğullarıve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu.. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh hold' (saman tutan; Türkçesi eşik idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. '
Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı .
Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağ çiğnemek' (chew the fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı . Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
***Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu.

***İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı . Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti 'graveyard shift')denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the bell') bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar:
Kim demiş tarih sıkıcıdır diye?!

***Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.

Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.
***1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...

8 yorum:

berkbuket dedi ki...

nalancığım ziyaretine çok sevindim. bunca zamandır aslında buralardayım. bir mazeretimde yok aslında tamamen tembellik.
hanımelime üye olmana sevindim gerçekten çok güzel bir site. sanırım henüz siteyi tam olarak keşfedemedin. ana sayfaya girip başlıkları karıştır bol bol. sevgiyle kal.

Nedret dedi ki...

Vallahi nesillerinin bu güne kadar son bulmamış olması mucize bu durumda:)) Hâlâ popolarını yıkamıyorlar ya.
Babam kendi evlerinde otururken ha bire yoldan geçen fıstık yabancı kızları seyreder, pek mutlu olurdu:)) Kızım ona yurtdışındaki tuvalet durumlarını, klozetlerde su olmadığını filan anlatınca, '' tüh, desene bunların hepsinin ...ü b..lu'' deyip yerlere düşürdü bizi:))

nalan dedi ki...

Buketciğim buralarda olup da hatırımı sormadığına darılacağım o zaman :)
site yeni taşınmış sanırım.acaba ben yanlış yere mi (forum) üye oldum.
senden geçen link çalışmıyordu google dan arattım buldum
sanırım yanlış oldu tekrar denerm

nalan dedi ki...

Nedretciğim güldürdün bizi,ben sesli gülünce hane halkı dönüp baktı onlara da okudum.
hepimizden selamlar,babanında ellerinden öptük

nalan dedi ki...

buket,söz konusu olan site bu değil mi?
http://www.hanimelim.net/

berkbuket dedi ki...

darılma nalancığım dedim ya tembellik başa bela. site taşındı ama çok oldu taşınalı benim verdiğim adres yenisi. sende doğru link bulmuşsun ancak bazen zor giriliyor. tekrar denermisin inan pişman olmayacaksın.

Sena Çeyiz dedi ki...

%25 gürcülük %25 lazlık da olsa ben Türk oğlu Türküm :) Tarihimden milliyetciliğimden zerre ödün vermem, vatanımı da milletimi de çok severim. İki üniversite diplomamı dolapta çürütsemde ülkemi terk etmem. Tarih okumayı da, gençlere anlatmayı da çok severim. İnanın onlarda can kulağıyla dinleyip araştırıyorlar. Hala güzel şeyler oluyor hocam. Ellerinizden öpüyorum.

Stil Direktoru dedi ki...

Annem valla müze vs geze geze sıkıcı değil enfes dedim inan, iyisiniz değil mi kuzum