18 Eylül 2010 Cumartesi

Radyo, Televizyon ve Internet Kardeslerin Masali




Sanal dünyada edindiğim dostlarımdan biridir DÜŞ HEKİMİ
İnternet beceriksizliğimden dolayı sitede rahatca dolaşamadığım bildirdiğim günden beri yazıları bana mail ile de gelir.
Biliyorum ,sizler de onu tanıyor ve okuyorsunuz fakat bu yazısı benim de yakındığım şeyleri öyle güzel ifade etmiş ki bir kez de benim sayfamdan okunsun istedim.
Düş hekimi Dr. Yalçın Ergir'e Teşekkürlerimle


"Şu Sevgi Dedikleri...



Radyo, Televizyon ve Internet Kardeslerin Masali









3 cocugu olmustu;

ilk cocuguna Radyo, ikincisine Televizyon, son cocuguna da Internet isimlerini koymustu.



Radyo “agir abi”ydi; sanki hic cocuk olmamis, direkt kocaman adam olarak dogmustu. Az konusur, oz konusur, oyle yuz goz olmazdi.



** ** **



Kiz kardesi Televizyon ise, uzun bir aradan sonra gelmisti; onu sanki gezmeyi tozmayi seven bir leylek getirmisti. Televizyon, simsiyah sacli, bembeyaz tenli, kisaca siyah-beyaz bir kiz cocuguydu.



Agabeyinden nice sonra, ailede islerin artik yavas yavas yoluna girdigi bir donemde dogmustu. Radyo Abi epey sikintili donemlerin cocuguydu; yokluk, yoksulluk ondan sorulurdu. Onun zamaninda komsu mahallelerde oyle buyuk bir kavga cikmisti ki, ekmek mekmek bulunmaz olmustu.



** ** **



Televizyon dogdugunda da oyle bolluk falan pek yoktu, ama iste mutevazi bir sekilde yuvarlanip gidiliyor, sokagin varliklisi gosteristen kaciyor, dar gelirlisi Sumerbank’tan basma giyse de gururla tertemiz dolasiyordu. Cocuklar ozel guvenlikli yuksek duvarlarin ardinda degil, hep birlikte ayni parkin kaydiragindan kayiyordu, parola sifre girmeden sohbet ediyorlardi.



Televizyon sevgi cocuguydu. Oyle parayla pulla bir isi yoktu, ama musrif de degildi, Radyo Abisi kimi zaman kizarak ona tutumlu olmayi ogretmisti.



Okulda kursun kalemi biterken, o bidik kalemi tutabilmek icin arkasini bir kamisla uzatip, dibine kadar kullanirdi. Silgi desen, un ufak olmadan tedavulden kalkmazdi.



Maddi durumlari ne olursa olsun, butun arkadaslarinin aileleri, sabunlari bitmeye yakin atmazlar, ufalmis oteki sabunlarla birlestirip buyutur, ellerini rengarenk kat kat olusturulmus sabunlarla yikarlardi.



Tabii suyun bir damlasi da bosa harcanmaz, hicbir bos odada gereksiz ampul yanmazdi.



Okulda defterler hic bos sayfa kalmayincaya kadar kullanilir, hatta defter yarim kalmissa ertesi sene sinifta ters cevrilip oteki tarafindan kullanilmaya baslanirdi.



Bir pantolon mu alinacak, mutlaka gerekenden daha uzun alinip pacalari kivrilir, gelecek senelerde de kullanilabilmesi saglanirdi.



Acaba Televizyon’un arkadaslarinin arasinda, ayakkabilarinin tabanina eskimesin diye demir cakilmamis birisi var miydi?



Kac baba penceyle; kac cocuk yamayla, teneke kumbarayla tanismamis,

o kumbara deligi genisletilmeye calisilirken kac parmak kanamamisti?



Sofrada yemek, hele ekmek artirilabilir miydi? Hem gunahti, hem de kirintilar ardindan aglardi. Kimi zaman dizlerin uzerinde, ayiklanirken yere dusmus bir pirinc tanesi aranirdi.



Dis macununun en sonunu babalar kullanirdi; o en dipteki macunu cikartabilmeye oyle herkesin gucu yetmezdi.



Bunun adi “Yoksulluk” degildi; bu “Cimrilik” hic degildi;

illa iki insan arasinda olmasi sart degil ya, bunun adi “Sevgi”ydi - ulke sevgisinin ta kendisiydi.



Televizyon her halde neseli, hevesli, sarkilari da basit ve sevgi’liydi. Gonul tellerini icten sozler, genelde birlikte soylenebilen melodiler titretirdi.



Su sevgi dedikleri yagmura benzerdi,

durdurulamaz, vazgecilemezdi.



** ** **



Bir gun bir erkek kardesleri daha dogdu;

ismi: “Internet” kondu.



Internet sahte bir bolluk, bir yaldiz cocuguydu. Simle kaplanmis bir dunyada WWW alfabesinin ilk uc harfiyken, ilk AL, sonra da AT okutulmustu, KAT nedense unutulmustu.



Oyuncak konusuna hiiic deginmiyorum.



Cepleri sakizdan cikmis artist kartlariyla, renginden taninan bozuk paralarla degil,

bedavaymis gibi aldirtan, harcarken aldatan, manyetik - manyatik kartlarla doluydu.



Tuketiyor, tuketiyor, tuketiyordu.



Bir Allah’in kulu da “Dur!...” demiyor, kanaat etmeye degil, tuketmeye tesvik ediliyordu.



Televizyon, kardesine kiyamadikca, ya da tutumlu olmayi ogretmeyi atladikca, bembeyaz kagitlar yazicilardan tek nokta basilip cikiyor, koca pecetelerin uclari kullanilip atiliyordu.



Boyle bir kavram dahi yoktu; “Yuzkitabi”nda kul birakmayan, Ag’da, daglar - okyanuslar asip sorf yapan - yerinden kalkip, bos yan odadaki isigi kapatmiyordu.



Telefon faturalarindaki rakam, binde biri luzumlu konusmalarin bedelini yansitiyordu.



Bunun adi “Varlik” degildi, “Bolluk” hic degildi;

kiymet bilmeyi ogrenmemenin, ogretmemenin,

kisaca “İsraf”in ta kendisiydi.



Keske sadece koprulerin altindan coook sular aksaydi;

acik birakilmis musluklardan da bosu bosuna coook sular akiyor,

yasamdan comertce akip giden zamana karisiyordu.



Ne yarisiysa artik, olan da, icmeye ayrani olmayan da, kendi capinda degil, capinin cok ustunde, hem de gostere gostere tuketiyordu.



Mahallede, yer gok cop dolmustu. Ekmek kirintisi mi dediniz; kim bilir bol yildizli otellerin acik bufelerinden artanlar ne oluyordu?



Dagda tasta artik yeni bir Ardic agaci bile gozukmuyordu; cunku Ardic kuslari da, artik ardic tohumu aramiyor, copluklerden idare ediyordu.



Sevgi zaten “tek kullanimlik” olmustu;

Internet “seviveriyor” - “ativeriyor”du.



Piller ayri yere, camlar ayri yere atilirken;

sevgi en battal posetlere dolduruluyordu.



Su sevgi dedikleri yagmura benzerdi,

ve bulutlar coook uzaklara gitmisti.



** ** **



Bilge Radyo artik yaslandi, kalim savasinda;



Televizyon, her dem alimli, hep yasamin farkinda;

mahallenin en guzel yillarinin anilariyla,

hala Munir Ozkul’lu, Adile Nasit’li bir sofrada,

sisenin depozitosunu odeyen defterli bir bakkalda,

hep birlikte soylenen bir Baris Manco sarkisinda.



Internet ise yeni AVM kapilarinda,

her seye sahip olma yarisinda.



Hizli almak, hizli vermek, hizli yemek ortamlarinda,

uretimsiz tuketim, emeksiz basari arayislarinda.



Ardinda iz kalmayacak, hicbir kazida ortaya cikmayacak,

paylasimsiz, hatta tek kullanimlik hafiza kartlarinda.



** ** **



Ve aileyi yeni bir heyecan sarmakta: 4. cocuk yolda;

kiz da olsa olacak, oglan da olsa,

yeter ki adi: “Nefret” olmasa...





dus hekimi yalcin ergir http://www.ergir.com

(bir Allah’in kulu)





bir siyah beyaz Televizyon donemi sevgi sarkisi – 70’li yillar; bir yilbasi aksami:

http://www.dailymotion.com/video/xedq8p_yasemin-kumral-yaymuru-durdurabilir_music



bir siyah beyaz Televizyon donemi Muzikli Sunum masali:

http://www.dailymotion.com/video/xes4g9_evet-sevdik-muzikli-sunum_music , "

2 yorum:

Niloş dedi ki...

Nalan Hanım okuduğum bu yazı beni geçmişe götürüp o kadar duygulandırdı ki. Tutumlu olmak adına keşke gençler de bu yazıları okuyup kendilerine pay çıkarsalar. (Epeydir yoktum bloğunuza giremedim) Sevgilerimle..
sendepisir/Nilgün

nalan dedi ki...

Niloş,teşekkür ederim.Duygularımızı ne güzel ifade etmiş değil mi?
Ben de bu ara internette dolaşamıyorum.bazan yoğun oluyor insan.
sevgiler