26 Nisan 2010 Pazartesi

bu aralar aklımla ben ayrı yerlerde dolaşıyoruz hatta arada raslaştığımızda birbirimizi tanımadığımız bile oluyor.

Bu yazıya 26 nisansa başlamışım ve yarım kalmış.
devam edeyim bari

Biliyorum ayıp ediyorum .Yazamıyorum .
Anlattığımda bana hak vereceğinizi biliyorum .
Başlayayım ;25 martta Adana yolundaydık,ordan Maraşa kocamın memleketine gittik. Bir hafta kadar kalıp döndük .2 gün sonra Marmaris ,Turunç yolundaydık.Sevgili internet kardeşim bitki cadısı,cadı kazanı bloglarının sahibi veon marifetin herbalisti Serapcığımın konuğu idik.2 yıldır kendisini ziyaret etmeye söz verip gerçekleştiremediğim ziyareti yaptık .Serap,eşi,süpeeerötesi tatlı ve zeki oğlu ile geçirdiğimiz günler ve o günlere fon olan eşsiz doğası ilke Turunç harikaydı.
Turuncun eşsiz doğasını üniversite eğitimini bu konu üzerine yapmış herbalist Serapla inceleyelerek gezmek ne kadar eğitici ve değerliyse amatör olarak başladığı halde uzmanlaşan İlker Beyle çevreye özel kelebekleri hem doğada hem de koleksiyonunda görmek çok zevkliydi.
Fakat yaptığımız yürüyüşlerde sevgili minik Armanın havada uçan kelebeğe bakıp şimdi unuttuğum adını ,cinsini söylemesi ise hayret vericiydi...
Maşaallah diyelim zira 3,5 yaşında kendisi.
kafam öyle karışık ki. devamını yazıp beni merak edenlere bilgi bvermek için Turunçu yerinde bırakıp eve döneyim.
Yollara düştüğümüzde bir hafta önce katarakt ameliyatı oln kocamın göz damlalarını yanlış kullandığımdan adamcağız hem Turunçta hem yollarda helak oldu diye de utanarak ekleyeyim.
bu seyahatler arasında önce evde kaybolduğu için yanında alamadığım kameram nedeniyle Maraş yolculuğu resimsiz.
Turunca giderken buldum resimleri laptopa yükledik zira ara kablosu kızımla ABDye gittiğinden başak yükleme şansım yoktu.
Neyse yola çıktık kanmerayı açtıkça CARD KLOCKED yazısı sırıtıyor ve ben sinirleniyorum...
Turunçtakmi günler boyunca yine aynı,mevsim başlamadığından fotoğrafçı da dükkana uğramıyor
kaldık mı makinesiz
Derken ertesi sabah yola çıkacağımız akşam İlker bey eve dönüp makinenin kartına bir fiske vurunca lkart açıldı.Laptop kitlemiş meğer...
eh dönerken çektik birşeyler
Lakin eve dönüp laptopa yüklediğimizin ertesi günü eve giren hırsız laptopu götürmüş
inanmadınız değil mi?
valla şaka gibi ama ne yazık ki doğru
neyseki bu uzmanlık alanı laptopla sınırlı bir hırsızmış ki başka zaiyat yok galiba
aynı gün(düz) batıkentte hırsızlar kol geziyormuş,
gece 01.30 da gelebilen olay yeri inceleme polis ekibi söyledi.
Neyse sırada güzel haberler var
Evde hırsız varken biz emlakçıda ev alıyor ve sitelerdeki güvenlik konusunda fikişr yürütüyorduk
bendeniz enlakçiye
-ben jandarmamı yanımda taşıyorum diye eşimi işaret ediyordum:)))
Neyse boş verelim hırsızı,
biz ev aldık,oldukça geniş olduğu için memnunum,sevincimi bozmadım
biliyorum siz de benim için sevindiniz
ev 4 odalı
dostlarım soruyor eee diyorlar bir odasını hobi odası yaparsınız artık
ben pis pis sırıtıyor ve
eveeet diyorum bir odada oturacaaz diğer odaları hobilerimize tahsis edicez
benim evin alt katını gezme baht(sız)lılığına uğrayan bir iki bloger ne demek istediğimi anladılar:)))

O bölüme herkes giremiyor da...
uzun süre oraya sızamayan Gülen ciğim(okuyamazsınblog),en sonunda bizim alt katta mezarlar bulacağından kuşkulandığını söylemişti...
kocam da
- a eveet dedi altkatı görmek için israr eden konuklardan birkaçı orada yatıyor
demişti.
Gülen Fethiyeye taşınıyor ,onun adına sevinen yüreğim kendi adıma buruuuuuk
Bu konudaki duygularımı yazacak vaktim yok

bu arada güzelliklerden biri de 23 Nisan tatilinden faydalanıp ailesini görmeye gelen sevgili Neslihanla buluştuk
çok güzel bir buluşmanın tadı damağımda kalan öyküsünü Neslihandan okuyun lütfen


bu da o güzel günün neşeli anısı

Şimdiiii evin boşalmasını bekliyoruz bir yandan eşyalar toplanıyor...
en güzel haber
Ertuğrul ve kızımla damadım döndüler.
bavulları açmak,ve Ertuğrulla oynaşmak arasında arasıra uyuyor ve yemek yiyoruz:)))
İşte benden haberler
SÜRÇ-Ü LîSAN ettim biliyorum
affola

12 Nisan 2010 Pazartesi

ÇAM KESEBÖCEĞİ TIRTILLARININ OLUŞTURDUĞU ALERJİK REAKSİYONLARA DİKKAT!


ÇAM KESEBÖCEĞİ TIRTILLARININ OLUŞTURDUĞU ALERJİK REAKSİYONLARA DİKKAT!

Yazan: Dr. Meltem ÖZÇANKAYA

Son iki yıldır normalden daha fazla görülen, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde özellikle kızılçamlarda zarar yapan çam keseböceği tırtıllarının üzerinde bulunan zehirli kıllar sebebiyle insanlarda ve hayvanlarda alerjik reaksiyonlar meydana gelmektedir. Tırtılın ilk üç dönemi zehirli kıllara sahip değilken 4. ve 5. dönem tırtıllarda zehirli kıllar oldukça yoğun bulunur. Bölgemizde Şubat, Mart ve Nisan aylarında keselerinden çıkarak beslenen çam keseböceği tırtılları ile temas eden insanların derisinde ve solunum yollarında alerjik reaksiyonlar görülmektedir. Bu temas sadece tırtıla dokunmakla gerçekleşmez. Ağacın dallarında bulunan keselerin altında bulunmak, aynı zamanda rüzgarla savrulabilecek kıllara maruz kalmak anlamına da gelir. Tırtılların aktif olduğu Nisan ve Mayıs aylarında keselerin bulunduğu ağaçların yakınlarındaki toprak da bu kıllarla bulaşık hale gelir.

Bu sebeplerden dolayı bölgemizde tırtılların en aktif olduğu Nisan ve Mayıs aylarında, piknik yapılacak alanların seçiminde dikkatli olunmalıdır. Özellikle okul pikniklerinde karışık bitki türlerinin bulunduğu piknik alanları tercih edilmeli, kızılçam mevcutsa çam keseböceğinin yoğun olmadığı alanların seçilmesine özen gösterilmelidir. Eğer piknik alanında çam keseböceği yoğun olarak görülüyorsa pikniğin ertelenmesi uygun olacaktır.

Özellikle hassas bünyeli çocuklarda ciddi problemlere yol açan tırtılların ciltte yaptığı tahrişler polen alerjisi ile de karıştırılabilmektedir. Bu yüzden de alerjik reaksiyon görüldüğü takdirde hemen bir hekime başvurulması ve piknik alanına gidildiğine dair bilgi verilmesi yararlı olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin:

Kaynak: http://www.efri.gov.tr
Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü
Bu haberi arkadaşlarınıza forward ediniz.

DÜŞ HEKİMİ



"yüreğim mi eskir
kucaklayınca
ömrüm mü eksilir
paylaşınca
99 kırmızı balon
her yılın kıyısından
gökyüzü okyanusuna
tüm dostlara
tanısam da
tanışmasam da...
"
Bu dizelerin sahibi dişhekimi/düş hekimi Yalçın Ergir'i tanıyorsunuzdur ya da adını duymuşsunuzdur
o benim dostum,birbirimizle hiç yüzyüze gelmesek te,hatta sitesine yorum yazmayı beceremediğimden ara sıra kendisine iyi ki vbarsınız iyi ki bu satırları okudum yollu iletiler yolladığımda yanıtlama nezaketini hiç ihmal etmediği halde benimle ilgili hiç bir anısı olmasa da ben o benim dostum diyorum...
Değerli bulduğum herşeyi paylaşma arzumla onu tanımayan varsa haberi olsun istedim

" Haftanın 1,5 günü diş hekimi, 5,5 günü düş hekimi… Güzel, seviyorum düş sokağımı, bakın bu lamba nasıl yanıyor gördünüz mü?"



Alıntılar ve yazının tümü korhaberden
Yalçın Beye ve Kor Habere teşekkürler

3 Nisan 2010 Cumartesi

Siz E-kitap Okudunuz mu?

Ben internet yolu ile hiç kitap okumamıştım.Çünkü benim için kitap okurken dokunmak,koklamak,sayfaları çevirmek alelacele yapmış olsam da ayin gibidir.Dolayısıyla bu güne kadar internetten kitap okumaya hiç niyetlenmemiştim.
Ta ki Haykırış ağabeyin


kitabını görene kadar...
Kitaptan haberimin olduğu günlerde yoğunluktan bakamamıştım.Dün yolculuktan dönüp bugün interneti açtığımda görünce hemen koşup okumaya başladım .Sonra da aynı acelecilikle sayfayı indirip bu yazıyı yazmaya koştum.


Güzel anlatımı ile devam eden kitap ,bloggerlerden seçmelerle sürüyor.Kitaba kapağı arkadaşına hazırlatan kamikaze ve kapağı hazırlayan veragoda bu güzel olayı güzel katkılarıyla daha da anlamlı kılmışlar.
Bana da beni okuduğunu bildiğim siz dostlarımla paylaşmak ve yorumlarınızı beklemenin zevki kaldı.
Haykırış Ağabeyin hoşgörü,saygı ve sevgi dolu tecrübeli gözleri vegönlüne hoş gelenleri beğeneceğinizi biliyorum.
Çok yaşa ağabey,sana ön sözü yazdıran adı olmayan yaratıkları da böyle bir kitaba az da olsa katkılarından ötürü Allah affetsin diyorum

NOT:Yazıyı yayımlayıp kontrol ettiğimde sayfanın yarım çıktığını farkettimse de küçültmeyi başaramadım.
Bu durumda gidip okumanızdan başka önerim yok,kusura bakmayın.
Ustamızın adı Hıdır,
Elimizden gelen budur...
:)))

ALAKIR ÖZGÜR AKSIN!

Öyle mailler alıyorum ki paylaşmasam olmuyor.
Bu kez birazını ekledim.destek vermek ve tamamını okumak için linke tıklayın lütfen

"ALAKIR ÖZGÜR AKSIN!

http://alakirnehri.blogspot.com/

Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Kuzca(Söğütcuması) köyü sınırları içerisinde yürütülen hidroelektrik santrali(HES) çalışmalarında onbinlerce kızılçam ağacı yok edildi! Dahası; bu çalışmaların sonucunda elektrik üretimi niyetiyle Toros Dağları’nın yaşam can damarlarından biri olan Alakır nehri tamamen borulara hapsedilecek ve doğal yatağından çalınarak kurutulacak!

Ve böylece 60 km uzunluğundaki bakir doğa harikası Alakır vadisinin can damarı kesilmiş olacak! Bölgenin gerçek yerel sahipleri olan flora ve faunanın tek yaşam kaynağının, yani bu suyun çekilmesi, vadinin mikro iklimini değiştirerek tüm yaban hayatını, yağış rejimini, tarımı, yerel kültürel değerleri, göçmen kuşlarını, ....."

AŞK

On gündür seyahatteydik.Bu akşam döndük ...Anlatırım sonra.
Maillerime baktım daha önce duymadığım bu öyküyü anlatan maili okudum .
Aşk budur deyip buraya taşıdım
buyrun bakalım beğenecek misiniz...


"Buyuk aska ve dehaya saygilarla,


Engineering bakimindan....
Osmanlı’nın
büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın ve
büyük aşk’ı Hürrem Sultan’ın bir kız çocuğu
gelir Dünya’ ya .

Efsane bir ask’ın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden
belki efsane aşkların en temeline , en masalsı olanına
ithafen ismi Mihrimah konulur Mihr-ü Mah Farsça da Güneş
ve Ay demektir.

Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan büyümüş 17
yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun
olan bir yaştadır. İki talibi olur ,biri Diyarbakır
valisi Rüstem Paşa dır,diğeri ise saray’ın baş
mimarı Mimar Sinan… .


Padişah biricik kızını Rüstem paşa ile evlendirir ,
Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama bilinen odur ki
Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır.....

Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu
Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır fakat o’na olan
aşkını olanca güzelliğiyle ,sanatına
yansıtmıştır.

İstanbul’un en güzel yerlerinden birine ,Üsküdar’a
Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir
kendisinden.1540 yılında inşa etmeye başladığı
cami’yi 1548 yılında tamamlar.Cami inşa edilirken bir
yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine
sanki “eteklerini giymiş bir kadın” siluetini verir,
ayrıca cami için mimari olarak esinlendiği ,örnek
aldığı yer ise bir başka aşka ,kutsal bir aşka
adanmış bir şaheserdir ; Ayasofya………..




Bahsi geçen bu cami 2 Minareli olup ,padişah fermanı ile
yaptırılan bir eserdir, ama Sinan’ın söyleyecekleri
bununla bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne
kadar ilk defa ,padişah fermanı olmaksızın , Edirnekapı
da surların yakınına pek kimsenin ilgilenmediği ,ıssız
,yalnız ama İstanbul’ un en yüksek tepesi olan bir yere
,sanki aşkının gizli,ıssız ve yalnızlığını ama bir
o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci
bir eser yapmaya koyulur....


Mihrimah Sultan’a ithafen.......

Derler ki; cami Mihrimah sultanın o duru, gösterişsiz ve
bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve
sadece 38 mt bir minareye sahiptir. Bir adet incecik
kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne
kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder, bu sayede
gün ışığının her köşede adeta dans ettiği
kadınsı edalı. ( o tarihte bu açıklıktaki ve bu
kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere, dünya üzerinde
sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi) cami
içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun
işlemelerde de Mihrimah Sultan'ın o çok güzel ayak
topuklarını döven ,upuzun saçları tasvir edilmiştir.,

Ve yine denir ki Mihrimah Sultan’ın statüsü iki
minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen,
yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli
yapılmıştır bu cami.

Ama
Sinan aşk‘ını öyle sihirli bir tılsımla
mühürlemiştir ki ,bu sırra şaşırmamak ,o sevdaların
naifliğine imrenmemek elde değil. Sinan Usta'nın
aşk'ının vesikasıdır sanki, iki caminin de yeri
özenle seçilmiştir. Güneşin doğum ve batım yerleri
tespit edilerek yapılmış camilerdir. Edirnekapı’daki
Mihrimah Sultan Camii’ni aynı anda görebileceğiniz bir
yer tespit edin. Günbatımında (elbette, yılın sadece
bir gününde ki o gün 21 Mart gece ile günün birbirinre
eşit olarak kavuştuğu gün’dür daha enteresanı, o
gün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür) göreceğiniz
muhteşem manzara şudur:
Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş
batarken, Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay
doğmaktadır! “Bu nasıl bir hesaplama, bu nasıl bir
estetik anlayışıdır!”