31 Mayıs 2010 Pazartesi
28 Mayıs 2010 Cuma
benden haberler


Nihayet taşınacağız,pimapen, kartonpier,radyatör ve kombi için çalışılıyor akşama biter
biz de her geliş gidişte arabamızı kolilerle doldurup gidiyoruz .
Yeni mobilyalar da Tepe den yola çıkmış kızım ve kocam eve gitti.oğlan ve ben de evde kalıp kayu seyrederek iş yapıyoruz.
tansiyonumun düşmesiyle dinlenmeye karar verip çayım elimde kendimi pc başına aldım.
on marifetten görüp gittiği etsyde bunları buldum
deniz03 yazıyordu
profilde Newyork yazıyor
eğer sandığm gibi bu bir türk kızı ise beğenimin yanına bir de gurur karşacak.
İzin almak için iletişim kurmak istedim ama sisyemim uygun değldi.
o yüzden sormadan izin almadan,hatta bu yazıyı okumasını bildiremeden beğenimi sizlerle paylaşmak istedim.
ama çok zevkle süslenmişler beğenilmeyecek gibi mi siz söyleyin?
23 Mayıs 2010 Pazar
Nalan koleksiyon plaj giysileri
Bir aydır bir yandan ev topluyor bir yandan da can sıkıntısından dikiş dikiyorum diye daha önce yazmıştım.
On marifet org ve bloglar aracılığıyla tanışıp telefon ve skype ile ilerlettiğimiz dostluğumuzu yüz yüze gelerek de pekiştirdiğim sevgili dostlarımdan bitki cadısı,cadıkazanı serap bu yaz Turunçta açacağı tezgahında benden de yaptıklarımı pazarlayabileceğini söyleyince bu sıkıntılı zamanımı dikişle değerlendirdim ve
bunları tasarladım.
genellikle kullanılan modelleri kah kendimce yorumlayarak,kah aynen yapmaya çalışarak bunları diktim.
evde,sandık bekleyen kumaş ve yemenilerden başladım işe,
onları bitirince de
biraz da ilave alarak epeyce diktim.
bunlar ana modeller,çeşitli renk ve versiyonlarda epeyce dikildiler.Tabi Serap ta pek çok iş yapıp dikiş dikmişti. onları da görüp pek beğenmiştim
Yarın açılacak Turunç Belediyesi El Emeği Tezgahlarında Serapa ve arkadaşlarına bol müşteri güzel kazançlar diliyorum.tabi benim işlere de
22 Mayıs 2010 Cumartesi
ben çok beğendim
Fıkranevi Hadise... :)
OLAGANÜSTÜ (YASANMIS) BIR OLAY !...
Bu olay Kayseri'nin Bünyan ilçesi'nde yasanmis. Olay Alfred Hitchcock'un
meshur korku filmlerini bile çok gerilerde birakacak kadar tüyler
ürpertici. Gece bindiginiz otomobilde direksiyonda kimse yoksa ne
yapardiniz? Kendisi Bünyanli olmayan, politikayla ugrasmis ve halen
Kayseri'de yasayan isadami, 22 Subat 2001 tarihinde Bünyan sinirinda,
Kayseri Malatya kara yolu üzerinde,bir benzin istasyonuna girer. Lokantaya
oturur ve orada kalabalik bir toplulukla birlikte bir ufak raki içer.
Yürüyüs mesafesindeki Bünyan'a gitmek için, lokantadan çikar. Ancak disarisi hem zifiri karanlik hem de korkunç bir kar-tipi firtinasi baslamistir.
Benzin istasyonuna yaklasik 300 metre mesafedeki, Bünyan'a dönüs yolu
kenarina varir. Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulasma
derdindedir. Firtina daha da siddetlenir. Adam bir-kaç adim ötesini bile görememektedir. Gelip-geçen bir araba da yoktur. Nihayet karanliklar içerisinde, hayalet gibi yavas yavas yaklasan bir arabanin iki farini fark eder.
Arabanin, tam önünde yavaslamasiyla birlikte hemen arka kapiyi açar ve
arabaya biner. Kapiyi kapatir, araba yeniden hareket eder. Içeridekilere
merhaba demek ister. Ama o da ne? Araba da kimse olmadigi gibi,
direksiyonda da kimse yoktur.
Birden panige kapilir. Korkuyla, hemen arabadan atlayip, oradan kosarak
uzaklasmak ister ama, hem araba hizlanmis, hem de korku ile dizleri
baglanmis, hareket edemez hale gelmistir.
Araba keskin bir viraja dogru yaklasir. Adam dua etmeye baslar. Tüm
günahlari için tövbe eder. Arabayi durdurmasi için Allaha yalvarir. Tam bu
esnada, pencereden bir el uzanir ve direksiyonu kivirarak, sert virajdan
arabanin dogru yola dönmesini saglar. Her tehlikeli dönemece yaklastikça,
Allah'a yalvaris ve yakarisi artar ve her seferinde de bir el disaridan
uzanip, direksiyonu çevirir. Sonunda kendisini biraz toparlar, ayaklarini
kimildatir.
"Ya Allah koru beni..." deyip, kapiyi açmasıyla birlikte, kendisini
arabadan disari firlatir. Birkaç takla attiktan sonra, sarampolde
kendisine gelir. Defalarca üç Kuluvallah - bir Elham okuyarak, Bünyan'a
yürüyerek ulasir ve bir kahvehaneye girer. Üstübasi islak ve sok haldedir.
Kendisini taniyanlar hemence sobanin basina alirlar. Eline bir çay
verirler. Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi titreyerek, basina gelen
doga üstü ve korkunç olayi anlatir. Olayi dinleyenler inanmak istemeseler
de, anlatan kisinin akli basinda ve toplumsal sorumluluk tasiyan bir
pozisyonda oldugunu bildiklerinden, herkeste derin bir sessizlik
olusur.
Yaklasik yarim saat sonra, ayni kahvehaneye Koyunabdal Köyü'nden iki kisi
girer. Bir masaya oturur ve iki bardak çay söylerler. Bu arada,
gelenlerden birisi, digerine sunlari söyler :
- Ahmet baksana, su sobanin basinda oturan geri zekali, bizim araba yolda kalinca, biz arabayi iterken, arabaya binip-inen kisi degil mi?
böyLe işte,koptum güLmekten:))
ALINTIDIR...
OLAGANÜSTÜ (YASANMIS) BIR OLAY !...
Bu olay Kayseri'nin Bünyan ilçesi'nde yasanmis. Olay Alfred Hitchcock'un
meshur korku filmlerini bile çok gerilerde birakacak kadar tüyler
ürpertici. Gece bindiginiz otomobilde direksiyonda kimse yoksa ne
yapardiniz? Kendisi Bünyanli olmayan, politikayla ugrasmis ve halen
Kayseri'de yasayan isadami, 22 Subat 2001 tarihinde Bünyan sinirinda,
Kayseri Malatya kara yolu üzerinde,bir benzin istasyonuna girer. Lokantaya
oturur ve orada kalabalik bir toplulukla birlikte bir ufak raki içer.
Yürüyüs mesafesindeki Bünyan'a gitmek için, lokantadan çikar. Ancak disarisi hem zifiri karanlik hem de korkunç bir kar-tipi firtinasi baslamistir.
Benzin istasyonuna yaklasik 300 metre mesafedeki, Bünyan'a dönüs yolu
kenarina varir. Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulasma
derdindedir. Firtina daha da siddetlenir. Adam bir-kaç adim ötesini bile görememektedir. Gelip-geçen bir araba da yoktur. Nihayet karanliklar içerisinde, hayalet gibi yavas yavas yaklasan bir arabanin iki farini fark eder.
Arabanin, tam önünde yavaslamasiyla birlikte hemen arka kapiyi açar ve
arabaya biner. Kapiyi kapatir, araba yeniden hareket eder. Içeridekilere
merhaba demek ister. Ama o da ne? Araba da kimse olmadigi gibi,
direksiyonda da kimse yoktur.
Birden panige kapilir. Korkuyla, hemen arabadan atlayip, oradan kosarak
uzaklasmak ister ama, hem araba hizlanmis, hem de korku ile dizleri
baglanmis, hareket edemez hale gelmistir.
Araba keskin bir viraja dogru yaklasir. Adam dua etmeye baslar. Tüm
günahlari için tövbe eder. Arabayi durdurmasi için Allaha yalvarir. Tam bu
esnada, pencereden bir el uzanir ve direksiyonu kivirarak, sert virajdan
arabanin dogru yola dönmesini saglar. Her tehlikeli dönemece yaklastikça,
Allah'a yalvaris ve yakarisi artar ve her seferinde de bir el disaridan
uzanip, direksiyonu çevirir. Sonunda kendisini biraz toparlar, ayaklarini
kimildatir.
"Ya Allah koru beni..." deyip, kapiyi açmasıyla birlikte, kendisini
arabadan disari firlatir. Birkaç takla attiktan sonra, sarampolde
kendisine gelir. Defalarca üç Kuluvallah - bir Elham okuyarak, Bünyan'a
yürüyerek ulasir ve bir kahvehaneye girer. Üstübasi islak ve sok haldedir.
Kendisini taniyanlar hemence sobanin basina alirlar. Eline bir çay
verirler. Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi titreyerek, basina gelen
doga üstü ve korkunç olayi anlatir. Olayi dinleyenler inanmak istemeseler
de, anlatan kisinin akli basinda ve toplumsal sorumluluk tasiyan bir
pozisyonda oldugunu bildiklerinden, herkeste derin bir sessizlik
olusur.
Yaklasik yarim saat sonra, ayni kahvehaneye Koyunabdal Köyü'nden iki kisi
girer. Bir masaya oturur ve iki bardak çay söylerler. Bu arada,
gelenlerden birisi, digerine sunlari söyler :
- Ahmet baksana, su sobanin basinda oturan geri zekali, bizim araba yolda kalinca, biz arabayi iterken, arabaya binip-inen kisi degil mi?
böyLe işte,koptum güLmekten:))
ALINTIDIR...
19 Mayıs 2010 Çarşamba
bloger arkadaşlarıma arz-ı hâL

Ev darmadağın,aldığımız evdeki sorumsuz kişi bıraktığımız onlarca habere rağmen TERHİS OLMASINA RAĞMEN gelmiyor veya bekar eşyasını bir odaya alıp evde yapılacak işlere başlamamıza izin vermiyor.
örneğin kombiyi takmamıza ,balkonu kapatacak pimapenciye ölçü vermemize veya henüz görmediğimiz dairemizi görmemize vs...
moral ve işgücümüzü tahmin edersiniz.Ben fazla takmasam da Mahocuğum baruuuuut, sinirliii,katarakt aldırdığı ikinci gözü ve ağrıyan beli de eklenince suratı yerlerde geziyor.
Günün ilerleyen saatlerinde Ertuğrulun sayesinde yüzü gülmeye başlıyor.
Ben de bu başıboşlukta ,dağınıklıkta fırsat bulup Turunça Serapın tezgahına ha babam yemeni elbiseler bluzlar,otantik kumaşlardan otantik tasarımlar yapıyorum.
ilk posta yolladıklarım beğenilip satılınca aşka geldim.
İlk postanın resimleri çekildi ama paylaşılmıyor zira acele çekildiklerinden bol frikikli olmuş,mankenler izin vermiyor.
Canım sıkılıyor vee nette bloglarda,onmarifette geziyorum ,lâkin yorum yazasım gelmiyor.
Geldim,okudum,beğendim demeden gitmek de beni rahatsız ediyor.
Adımın altında :)işareti gördüğünüzde lütfen anlayın ki geldim beğendim ve kaçtım diyorum.
16 Mayıs 2010 Pazar
BESLEDİĞİMİZ
3 haftadır fizik tedavi nedeniyle erken kalkan bünye bu sabahın pazar oluşu nedeniyle uykuyu uzatınca sıkıntılı bir rüya ile gözlerimi açtırdı.
babaannemden halama ondan bana geçen tavsiye ile hayırdır inşaallah diyerek akan musluk önünde suya anlattım.
Dayak yemiş gibi berbat durumda olunca çaydalığı ocağa sürüp maillerimi açtım.
Sevgili Hepşen daha önce de kuduğum ama üstünde pek de düşünmediğim bu minik/büyük dersi yollamış.Paylaşmadan edemezdim. Zaten evin boşalmasını beklerken toplanma dandinisi içinde başka iş yapmayı gönlüm çekmiyor
"
KIZILDERILIDEN TEK KELIMELIK HAYAT DERSI.
Cherokee kabilesinin yaslilarindan biri hayat, ask ve evlilik uzerine konusurken sunlari soyluyor:
"Icimizde iki kurt var ve bunlarin arasinda da korkunc bir savas.
Kurtlardan biri; korkuyu, ofkeyi, kiskancligi, pismanligi, acgozlulugu, kibiri, kendine acimayi, kuskunlugu, asagilik duygusunu, yalanlari, ustunluk taslamayi ve benciligi temsil ediyor.
Digeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylasmayi, comertligi, dinginligi, alcak gonullulugu, nezaketi, yardimseverliligi, dostlugu, anlayisi, merhameti ve inanci temsil ediyor."
Genclerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yasli adam kisaca cevap veriyor:
-BESLEDİĞİNİZ!
"
Sağol Hepşenciğim.
babaannemden halama ondan bana geçen tavsiye ile hayırdır inşaallah diyerek akan musluk önünde suya anlattım.
Dayak yemiş gibi berbat durumda olunca çaydalığı ocağa sürüp maillerimi açtım.
Sevgili Hepşen daha önce de kuduğum ama üstünde pek de düşünmediğim bu minik/büyük dersi yollamış.Paylaşmadan edemezdim. Zaten evin boşalmasını beklerken toplanma dandinisi içinde başka iş yapmayı gönlüm çekmiyor
"
KIZILDERILIDEN TEK KELIMELIK HAYAT DERSI.
Cherokee kabilesinin yaslilarindan biri hayat, ask ve evlilik uzerine konusurken sunlari soyluyor:
"Icimizde iki kurt var ve bunlarin arasinda da korkunc bir savas.
Kurtlardan biri; korkuyu, ofkeyi, kiskancligi, pismanligi, acgozlulugu, kibiri, kendine acimayi, kuskunlugu, asagilik duygusunu, yalanlari, ustunluk taslamayi ve benciligi temsil ediyor.
Digeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylasmayi, comertligi, dinginligi, alcak gonullulugu, nezaketi, yardimseverliligi, dostlugu, anlayisi, merhameti ve inanci temsil ediyor."
Genclerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yasli adam kisaca cevap veriyor:
-BESLEDİĞİNİZ!
"
Sağol Hepşenciğim.
14 Mayıs 2010 Cuma
İşte eski adamlar ve kadınlar...
Televizyon kanallarından birinde Hayat Karabekir babası Kazım Karabekiri anlatıyordu.
Kocam zaman zaman onun çok yokluk içinde yaşadığı ve hatta Hayat hanım ve ikizi doğduğunda onlar hastalandığı bir zamanda doktor parası olmadığında eşinin saatini satmasını bir şiirle anlattığını söyleyip ilk iki dizesini ezberden okudu.Gerisini unuttuğunu söyleyince google amcama sordum.Bulunca da sizle paylaşmadan edemedim.
İşte eski adamlar ve kadınlar...
yorumu size ,bize kaldı
İKİ DAMLA GÖZYAŞI
YETMİŞ LİRA İLE MÜTEKAİT BİR ADAM
İKEN, İKİZ KIZIM DA DOĞDU OLDUK TAMAM
EVET TAMAM! ÇÜNKÜ HERKES KAÇIYOR BENDEN
VE BEN DE SABAHLARI ERKEN
YAVRULARIN HAZIRLIYORUM SÜTLERİNİ
KAÇIP GİTTİ EVDEKİLER
PARASIZ KİM KİMİ BEKLER?
TAM BU SIRADA HASTALIK SALDIRDI BİZE
İKİ YAVRUMLA ANNELERİ DİZ DİZE
SANCILAR İÇİNDE KIVRANIYORLARDI
HAYATIN KALMAMIŞTI ARTIK TADI.
KALMAMIŞTI ELİMDE HİÇ SATACAK
PEKİ! YA BU HASTALARA KİM BAKACAK?
VEJETALİN ERİTMEK İÇİN SARILMIŞIM KEPÇEYE
FAKAT DOKTOR PARASI SIĞMIYOR HİÇ BÜTÇEYE.
SATMIŞIM ELİMDE OLANI
YEMİŞTİK MAZİDE KALANI.
DÜŞÜNÜYORDUM, İKİ ELİMDE BAŞIM,
DALMIŞIM, BUNALMIŞIM.
SESLENDİ REFİKAM:
PAŞAM! PAŞAM !
NEDİR BU YE’SİN? NERDE HER GÜNKÜ NEŞ’EN?
HASTALIĞIM ARTAR SENİ BÖYLE GÖRÜRSEM.
BU GÜNLER DE GEÇER, ÜZÜLME SAKIN?
NERDEYSE GELİR DOKTORLAR VAKİT YAKIN.
DOKTORLAR MI GELECEK DEDİN?
ACI, PEK ACI BİR ŞEYLER SÖYLEDİN!
SÖYLEMEYE BULAMIYORUM MECAL
VERECEK VİZİTA PARAM YOK İCLAL!
BORÇ FELAKETTİR ŞUNA BUNA
GİRMEM BU TEHLİKELİ OYUNA.
YANIYORDU ELLERİMDE BAŞIM
CEVAP VERDİ YÜKSEK RUHLU ARKADAŞIM:
DEDELERİMDEN KALMA YADİGAR
BİR PIRLANTA İLE BİR SAATİM VAR.
GÖNDERİN BEDESTENE SATTIRIN
BU AĞIR YÜKÜ BENDEN ATTIRIN.
BU, YÜKSEK RUHLU BİR TÜRK KIZIYDI
TÜRK VARLIĞININ BİR YILDIZIYDI.
TAŞI, SAATİ UZATTI BANA
BEN DE GÖNDERDİM “SAT” SALONUNA.
BİRKAÇ YÜZ LİRA GELDİ GERİYE
SIKINTIYI ATTIK BİZ İLERİYE.
FAKAT REFİKAM:
DÖNDÜRÜRKEN DUVARA BAŞINI
GÖRDÜM İKİ DAMLA GÖZ YAŞINI.
DEDİM: LANET OLSUN BÖYLE GEÇİME!
ARTIK DÜŞDÜM BEN DE KENDİ İÇİME:
KULAKLARIM İÇİMİ DİNLİYOR,
HER YERİM İNLİYOR.
GÖZLERİM İÇİME BAKIYOR,
VE GÖRDÜĞÜ YERİ YAKIYOR.
KALBİMİ DELDİ O İKİ DAMLA YAŞ
HAKSIZ YEREYDİ BU ÇETİN SAVAŞ.
BU DÜŞÜNCELERİM PEK KISA SÜRDÜ
ÇÜNKÜ VİCDANIM TAMAMEN HÜRDÜ!
ARKADAŞIMLA BAKIŞTIK
VE GÜLÜŞTÜK
HEMEN TOPLADIK KENDİMİZİ
VE DÜŞÜNDÜK KÖYLÜ EFENDİMİZİ:
NELER ÇEKİYOR ASIL OLAN ONLAR
YAŞAMIYOR MU ŞEREFİYLE MİLYONLAR...
DEDİK VE KARIMLA EL ELE VERDİK
VE BU ACI GÜNLERİ PEK ALA YENDİK.
9 Mayıs 2010 Pazar
KADINLARIN ÜÇ HALİ

Doğdum,o anne ,yanındaki abla,diğeri anneanne oldu...
Büyüdüm ,eş oldum anne oldum...
Şimdi annelerin en olgunu anneanne oldum.
Bugün için söylenecek ,yazılacak çok şey var kelimeler yetersiz
56yıl evvel beni doğuran sevgili annem ve sevgili anneanneme rahmet dilerken başımda oturan ablacığıma da en kısa zamanda nine olmasını dileyerek sevgiler yolluyorum.
Tüm dişi mahlukatın ANNELER GÜNÜnü kutluyorum
6 Mayıs 2010 Perşembe
Yorumdan yola çıkarak nostaljik bir hikaye
Yine bir siteye yorum yazmaya başladım ve yine şeytan dürttü,sen bu yorumun devamını yeni yazın olarak bloguna taşı.
Yorumlarım yazılarımdan daha güzel,akıcı ve samimi oluyor nedense...
bunu blogculuğa yeni başladığım günlerde sevgili Eda Suner,namı diğer stildirektörü söylerdi.
Blogculukta birçok şeyi kendisinden öğrendiğim dostlarımın başında gelir Eda
Neyse konuyu dağıtmadan ,bugün rastladığım ve bayıldığım KÜÇÜK EVİMİN GÜNCESİne yazmaya başladığım yorumu burada sürdürmeye karar verdim
buyrun;
sene 95,
Sakarya Hendekte yaptığımız evi jotul kataloglarında gördüğümüz şekilde ısıtmayı düşündük.
Şömine bacası hazırlandı.O yıllarda bizim maddi gücümüz hazır bir sistem almaya elverişli değil ...Hemen suntadan bir kapalı sistem şömine yaptık....
aaaa ne gülüyorsunuz
merak etmeyin ateşi onun içinde yakmayacağız tabii
büyük vidalarla birbirine eklenecek şekilde imal edilen bu sunta şömine söküldü,parçalar emektar Subaru Justynin arkasına yüklendi ver elini Düzcede dökümhaneye...
bu uzun bir hikaye ben iyisi mi blogumda uzun uzun yazayım siz de merak ederseniz oradan okuyun
sizi çok takdir ettiğimizi ve ilerleyen yaşımıza rağmen önümüzdeki yıllarda yeni bir ev yapıp bir dağbaşına yerleşme arzumuzu tazelediğiniz için sizi sevdiğimizi eşim ve kendi adıma bildiririm .
dedim ve yorumumu kopyalayıp buraya koştum
eveet;
dökümhanede dökülen şömime parçaları itina ile eve getirilip yerinde monte edildi.
kapaklarada ısıya dayanıklı mini fırın camları yerleştirildi,bacaya bağlanıp deneme yakışı yapıldı....
bingooo
eveeet şöminemiz çıtır çıtır yanıyor baca mükemmel çekiyor,sıra geldi şöminenin şapkasına,o da elcağazımızla yapıldı ama beni şeytan dürttü
kocama
-Şimdi bunun üstüne bir banyo kazanı oturtsak da sıcak suyumuz bedavaya gelse dedim
-iyi fikir ama kazan bunun ısısına dayanmaz kalın bir kazan yaptıralım...olur mu olur,yaptırdık
O kış sıcak suyumuz bize hatta bağlasak komşulara bile yetebilirdi.
Ertesi sonbahar şeytan gene dürttü beni
-bu kadar sıcak suyumuz var,iki radyatör şeettirsek de ev biraz daha ısınsaaa
-oluuur
denedik ,zaten evin su sistemini beraber döşediğimiz ve boru kaynatma aletimiz bile olduğundan sıvadık paçaları kocam usta ,ben çırak radyatörler döşendi.
İkinci kış da durum iyi ama yetmedi
sonraki yaz eline balyozu alan kocam girişti karşı duvara...ha babam
sorana yıkarım ben bu evi diyor...
komşular Mahmut Başçavuş kafayı yedi diye bakıyorlar
anlayacağınız ertesi kış şömine komple çöpe gitti.yeni şömine bu kez karşı duvara ve yarısı duvardan dışarı olarak inşa edilmeye başlandı.
Bu kez katı yakıtlı kalorifer kazanları incelendi fakat dikey yerleşecek kazan bulunamadığından Adapazarı sanayi Sitesinde brülörler için kocamın planladığı ölçülere uygun lazer kesimli borular hazırlandı.
Hendekte kendi gibi sivri akıllı bir kaynakçıyla beraber kaynatıldı...tamamlandı
yerleştirildi .
Bir de ufak devridaim motoru yardımıyla yeni sistem başarıyla çalıştırıldı.
Çok ekonomik bir ısıtma sistemine sahiptik artık.
Komşularımızın kış boyu bir -iki odada yaktığı odun kömürün sadece odunu kadar bir yakışla 160 metrekare evimizi ısıtıyorduk.
Tabi bunda evi arası straforlu çift kat tuğla ile inşa ettirmemizin de büyük katkısı vardı.
Sonra ne mi oldu dersimiz?
17 ağustos 1999 deprem ....
Yorumlarım yazılarımdan daha güzel,akıcı ve samimi oluyor nedense...
bunu blogculuğa yeni başladığım günlerde sevgili Eda Suner,namı diğer stildirektörü söylerdi.
Blogculukta birçok şeyi kendisinden öğrendiğim dostlarımın başında gelir Eda
Neyse konuyu dağıtmadan ,bugün rastladığım ve bayıldığım KÜÇÜK EVİMİN GÜNCESİne yazmaya başladığım yorumu burada sürdürmeye karar verdim
buyrun;
sene 95,
Sakarya Hendekte yaptığımız evi jotul kataloglarında gördüğümüz şekilde ısıtmayı düşündük.
Şömine bacası hazırlandı.O yıllarda bizim maddi gücümüz hazır bir sistem almaya elverişli değil ...Hemen suntadan bir kapalı sistem şömine yaptık....
aaaa ne gülüyorsunuz
merak etmeyin ateşi onun içinde yakmayacağız tabii
büyük vidalarla birbirine eklenecek şekilde imal edilen bu sunta şömine söküldü,parçalar emektar Subaru Justynin arkasına yüklendi ver elini Düzcede dökümhaneye...
bu uzun bir hikaye ben iyisi mi blogumda uzun uzun yazayım siz de merak ederseniz oradan okuyun
sizi çok takdir ettiğimizi ve ilerleyen yaşımıza rağmen önümüzdeki yıllarda yeni bir ev yapıp bir dağbaşına yerleşme arzumuzu tazelediğiniz için sizi sevdiğimizi eşim ve kendi adıma bildiririm .
dedim ve yorumumu kopyalayıp buraya koştum
eveet;
dökümhanede dökülen şömime parçaları itina ile eve getirilip yerinde monte edildi.
kapaklarada ısıya dayanıklı mini fırın camları yerleştirildi,bacaya bağlanıp deneme yakışı yapıldı....
bingooo
eveeet şöminemiz çıtır çıtır yanıyor baca mükemmel çekiyor,sıra geldi şöminenin şapkasına,o da elcağazımızla yapıldı ama beni şeytan dürttü
kocama
-Şimdi bunun üstüne bir banyo kazanı oturtsak da sıcak suyumuz bedavaya gelse dedim
-iyi fikir ama kazan bunun ısısına dayanmaz kalın bir kazan yaptıralım...olur mu olur,yaptırdık
O kış sıcak suyumuz bize hatta bağlasak komşulara bile yetebilirdi.
Ertesi sonbahar şeytan gene dürttü beni
-bu kadar sıcak suyumuz var,iki radyatör şeettirsek de ev biraz daha ısınsaaa
-oluuur
denedik ,zaten evin su sistemini beraber döşediğimiz ve boru kaynatma aletimiz bile olduğundan sıvadık paçaları kocam usta ,ben çırak radyatörler döşendi.
İkinci kış da durum iyi ama yetmedi
sonraki yaz eline balyozu alan kocam girişti karşı duvara...ha babam
sorana yıkarım ben bu evi diyor...
komşular Mahmut Başçavuş kafayı yedi diye bakıyorlar
anlayacağınız ertesi kış şömine komple çöpe gitti.yeni şömine bu kez karşı duvara ve yarısı duvardan dışarı olarak inşa edilmeye başlandı.
Bu kez katı yakıtlı kalorifer kazanları incelendi fakat dikey yerleşecek kazan bulunamadığından Adapazarı sanayi Sitesinde brülörler için kocamın planladığı ölçülere uygun lazer kesimli borular hazırlandı.
Hendekte kendi gibi sivri akıllı bir kaynakçıyla beraber kaynatıldı...tamamlandı
yerleştirildi .
Bir de ufak devridaim motoru yardımıyla yeni sistem başarıyla çalıştırıldı.
Çok ekonomik bir ısıtma sistemine sahiptik artık.
Komşularımızın kış boyu bir -iki odada yaktığı odun kömürün sadece odunu kadar bir yakışla 160 metrekare evimizi ısıtıyorduk.
Tabi bunda evi arası straforlu çift kat tuğla ile inşa ettirmemizin de büyük katkısı vardı.
Sonra ne mi oldu dersimiz?
17 ağustos 1999 deprem ....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






2.jpg)
3.jpg)