22 Mart 2011 Salı

KIZIMI DA GÖTÜR AVAR

Bu gün netbul grubundan aldığım bu maildeki  yazıyı çocukluğumda okuduğumu hatırladım.Hayat mecmuasından okuduğumu sanmıyorum .Yazı ben 3 yaşındayken yazılmış.Eğitimimin bir basamağında   Türkçe kitabımdaki okuma parçalarından  "Beni de Götür Avar " başlıklı okuma parçasını okuduğum için bunu da okudum sanıyorum.
Son günlerde sevgili Banu Avar'a yönlendirilen karalama kampanyası olduğunu da bu grubu kuran sn.Asker Avşardan aldığım maille öğrenmiştim.
Gruptan Şükran Hanımefendinin yolladığı bu yazıyı okuyunca Sıdıka Avar'a hayranlığımı tekrarlarken Banu Avarın  onun kızı olduğunu  öğrendim.
Zaten böyle bir evlatları Avar Öğretmen gibileri doğururdu.Nur içinde yatsın.

Derken Banu Avarın Sıdıka Öğretmenin kızı olabilmesi  için çok genç olduğunu farkettim.Biraz araştırma yapınca Avar Öğretmenin Banu Avarla akrabalığı olmadığını öğrendim.
Sıdıka Avar öğretmenin anılarını yayınlayan elsissmila bloguna rasladım.
Ne gam,
ikisi de aynı kumaştan
zeki,
cesur,
vatansever....
İkisinin de önünde saygıyla eğilirim.
Atatürk ve misyoner Avar
Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesi'ndeki mahkum kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı. Bir gün milli eğitim müdürü'nün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi. "Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim,
efendim," dedi.
Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik, son derece de hassas bir insana benziyordu.
Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi. Olacak şey değildi!
Lakin düşüncesini belli etmedi. 
"Peki, hoca hanım," dedi. "Bu işle meşgul olacağım."
İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı. İşi bittikten
sonra, ince pardesüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu. Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
O kavgacı, o geçimsiz mahluklar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı.
Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
Hakkındaki isnat: Misyonerlik.

Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu. 
Neler de neler yapmamıştı ki:
Kadınlar hapishanesi derken Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara iyi insan olmak etrafında bir takım telkinler. Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi? İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Atatürk meseleyi merak etmişti. 
"Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz," dedi.
Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen [Sıdıka] Avar'ı yanına çağırttı.
Genç öğretmen Atatürk'ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.
Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
"Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?" diye sordu.



Avar şaşırmıştı. Yavaşça, "efendim, ben öğretmen Avar," diye fısıldadı.
Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunlan söyledi:
"Hayır, sen misyoner Avar'sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım."
Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı:
"Bir toplum, daha ziyade aile yoluyle, bilhassa kadın yoluyle kazanılabilirdi." Genç öğretmen doğuya gidecekti. Oradaki genç kızlar, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı. Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti. Sonra bu çocuklan birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti. 
Sözlerinin sonunda:
"Git, memleketin içine gir, dağ köylerine, uzan, orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi. 

Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk'ün yanından çıktı.
İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğü'nde bu inanılmaz işle meşguldür.
Şimdi Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder. Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal, ve çocukların dilinde sayısız avar şarkıları vardır. O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.
Avar, doğu'da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu masal kadını, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler,
"Kızımı da götür, Avar," diye atın üzengisine yapışıyorlar. 
Şehre, Avar'ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz. Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm.  
Hikmet Feridun Es
Hayat Dergisi 1957
 

3 yorum:

sibeltunay dedi ki...

İlk önce bende heycanlandım.Gerçekten Banu Avarın annesi mi diye....Olsun,Avarın çok iyi bir ailede yetişmiş olduğuna eminim.Tüm yazarları okurum ama Banu Avarı okumadan karşılaştırmamı yapamam.Yazılarını bir nefeste okurum.Son olayları da konuşmasının içinden kesip,bölüp çarpıttılar.İnadına BANU AVAR.

fiamma dedi ki...

Her daim kafalar karışık malesef. Misyonerlik hıristiyanların salt kafa yıkamak, dini yaymak için din esaslı yürüttükleri çok ortamlı ve çok uluslu faaliyetler bütünü, Atatürk en güzel cevabı vermiş öykü de anlatıldığı üzere Avar öğretmen için.Darısı Banu Avar'ın başına...

nalan dedi ki...

Sibel,biraz araştırdım da Avar öğretmenin hakkında güzel anekdotlara ulaştım.
Okumak lazım.
Banu Avar zaten müthiş;
cesur ve güvenilir.
Fiamma ;haklısın ne diyeyim...