23 Nisan 2012 Pazartesi

Düşündürecek bir 23 Nisan Yazısı

Ömrünün 35 yılını -ilkokula başlayıp öğretmenlikten emekli olana kadar-her 23 Nisanda bütün çocuklarla bu coşkuyu yaşayan,bayram meydanlarında sevinçle yürürken bu bayramı ve Cumhuriyetimizi bize teslim eden Atamızı minnetle anardım.
Minnetim,bilincim devam ediyor tabii,fakat sevincim yıllardır yok.
Bu yıl da içimi buruk duygular sarmışken bayramı sevinçle kutlayan yazıyı yazmaya el,m dilim varmadı.
Onun yerine 2003 -2009 arası faal üyesi olduğum Ulusal Güç Birliği Platformunda her salı akşamı dinlediğimiz Kamu Hukuku Profesörü Prof.Dr.Anıl ÇEÇEN'in Türk kamuoyuna uyarısını (netbul grunbumdan gelen) alıntılamayı uygun buldum

"Türkiye Cumhuriyet'i Tasfiye Ediliyor!"

*ZOR SORULAR... Cevabı sizlerde saklı!*

01. Hangi Kürt kardeşimiz mimar, mühendis olmak istedi de, onlar teknik üniversiteye sokulmadı?

02. Hangi Kürt kardeşimiz ülkenin herhangi bir yerinde mağaza, dükkân, kebapçı açtı da ona izin verilmedi?

03. Hangi Kürt kardeşimiz şarkı-türkü okuyup kaset çıkartıp film yaptı da onun önü kesildi?

04. Hangi Kürt kardeşimiz Akdeniz'de, Ege'de 5 yıldızlı otel-motel yapmak istedi de ona teşvik verilmedi?

05. Hangi Kürt kardeşimiz banka kurmak istedi de ona izin verilmedi?

06. Hangi Kürt kardeşimiz herhangi bir partiden milletvekili adayı oldu da ona seçilme imkânı tanınmadı?

07. Hangi Kürt kardeşimiz turizm-seyahat acenteleri kurdu da ona ruhsat verilmedi?

08. Hangi Kürt kardeşimiz askerliği tercih etti de Ordu'da yükselmesinin önü kesildi.

09. Hangi Kürt kardeşimiz geçmişte senato başkanı oldu da ona itiraz eden oldu?

10. Hangi Kürt kardeşimizin bu ülkeye cumhurbaşkanı olmasının önü kesik?

11. Hangi Kürt kardeşimizin Türkiye 1. Ligi'nde futbol oynamasının önünde engel var?

12. Hangi Kürt kardeşimize kredi verilmedi, hangisine doktor bakmadı, hangisine mektep kapısı kapatıldı?

13. Hangi Kürt kardeşimize bu ülkenin İstanbul'unun, Ankara'sının, Antalya'sının, Mersin'inin, İzmir'inin kapıları kapalı?

14. Hangi Kürt kardeşimize yurtdışına çıkmak istediğinde pasaport verilmiyor? Ama o Kürt kardeşlerin yaşadığı yerlerde, 25 yıldır gelene kurşun sıkıldı, gidene kurşun sıkıldı...

*KİM HASMANE OLDU? *

-- Henüz 3 aylık asker olana da mermi yağdırıldı, terhisine 2 ay kalana da kurşun yağdırıldı...

-- Mayınlı tuzaklar ne kol bıraktı ne bacak!

-- Yüzlerce iş makinesine benzin dökülüp yakıldı, binalar kundaklandı, mektepler öğretmenleriyle bombalandı...

-- Fırsat geldiğinde tek asker de katledildi, 30 asker de kurşuna dizildi...
-- Yine de şehit ve gazi anneleri bağırlarına taş bastılar, kan davası gütmediler.

-- Türkiye'nin hiçbir köyünde kasabasında Kürt kardeşlerimize karşı hasım hane bir tutum ve davranış içine girmediler.

-- Bütün bunlar bir açılım değilse ne? Birileri bize bunun dışındaki açılımın ne olduğunu arı, net, duru, temiz biçimde anlatsa da bilsek!

-- Bilelim... Çünkü Türk vatandaşı zaten bağrını, gönlünü açmamış mı bu ülkede yaşayan herkese? *DAHA BAŞKA AÇILIM NE OLA Kİ?*



*TÜRKİYE CUMHURİYETİ TASFİYE EDİLİYOR*

Türkiye, son yıllarda sürekli olarak dıştan dayatılan reformlarla uğraşmak zorunda bırakılıyor.

Birilerinin çok acelesi olduğu için, bir an önce istedikleri aşamaya gelebilmek için dışarıdan içeriye doğru sürekli olarak bir inisiyatif yönlendirmesi yapmaktadırlar.

Böylesi dışmerkezli bir emperyalist oyuna bütünüyle Türk toplumu alet edilmek istenirken, Türk ekonomisinin köşe başlarını tutan kadrolarla medyada etkili olan işbirlikçi mandacı gruplar, ülkemizi böylesi bir maceraya doğru el birliği ile sürüklemektedirler.

Yüzyıllar önceden hazırlanmış bir plan ve bu doğrultudaki proje uğruna, büyük bir ulusal kurtuluş savaşı vererek kurmuş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilmektedir.

Bu gerçek artık saklanamayacak kadar açık ve net bir biçimde Türk kamuoyunda kesinlik kazanmıştır.
Hiç kimse cumhuriyet yıkıcılığı ya da Türkiye düşmanlığı yaptığını kabul etmiyor.

Her şey "değişim" kavramı içerisinde ve Türk devleti dıştan zorlanan bir plan dâhilinde çözülmeye mahkûm ediliyor.
Değişim sözcüğünün sihirli görünümünün arkasına sığınan ikinci cumhuriyetçiler, maddeci işbirlikçiler, alt kimlikçi federasyoncular, ılımlı İslamcı görünümlü şeriatçılar, emperyalizm ve Siyonizm ile her türlü işbirliğine açık olan oportünistler koalisyonu elbirliği ile Atatürk'ün cumhuriyetine saldırmaktalar ve kültürel alt kimlikçilik dış desteklerle hortlatıldığı gibi, kayıt dışı ekonominin sağladığı olanaklarla yeraltı ilişkileri doğrultusunda birçok mafya ve benzeri hukuk dışı çıkar örgütlenmelerinin de gündeme geldiği görülmektedir.

Kurtlar Vadisi gibi televizyon dizileri ile böylesine hukuk dışı bir yapılanma iç ve dış menfaat çevreleri tarafından hem özendirilmekte hem de desteklenmektedir.


Böylesine olumsuz bir süreç içinde ülkenin birliği ve bütünlüğü tehlike altına sürüklenmekte, yetmiş beş milyonluk bir milletin gelecek güvencesini sağlamakla görevli Türk devleti her gün biraz daha gerileyerek devre dışı kalmaktadır.

Bu aşamada Türkiye'yi yöneten bir zihniyet, yeni dönemin plan çalışmalarında devletin küçültülmesini ana hedef olarak ilan etmektedir.

*Bu tür bir hedef belirleme, şimdiye kadar yarısı tasfiye edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geri kalan diğer yarısının da tasfiye edilmek istendiğinin en açık göstergesidir.*

Sürekli olarak dış baskılarla iyice küçülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği ile ilgili planlama çalışmalarına devletin küçültülmesi ana hedef olarak belirlenirse, bu gelecekte Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal ve üniter yapısının ortadan kaldırılmak istendiğinin en açık göstergesi olarak anlaşılmalıdır.

Çünkü OECD istatistiklerine göre; Avrupa ve Amerika gibi kıtalardaki batı ülkelerine oranla en küçük devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir. *Batı ülkelerinde devletin ekonomideki ağırlığı ortalama olarak yüzde 40 ya da 50 oranında olmasına rağmen, Türkiye'deki devletin ekonomideki büyüklüğü son yıllarda yüzde 20'lerden yüzde 10'lara doğru küçülmüştür.*

Kendi devletlerini güçlü ve büyük tutan batılı emperyal ülkeler sıra Türkiye'ye gelince, Osmanlı İmparatorluğu'nun bugünkü mirasçısı Türkiye'yi daha da küçültmenin yollarını aramaktadırlar.

Avrupa Birliği sürecinde yani bir Yugoslavya modeli yaratarak Türkiye'nin ülkesini bir Sevr haritasına dönüştürmek isteyenler, bu doğrultuda devletin küçültülmesi için sürekli olarak baskı yapmaktadırlar.

Avrupa Birliği'ne paralel olarak IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar da Türk devletinin küçültülmesi için devletin yetkili organlarını baskı altında tutmaktadırlar.

Kabuk devlet suçlamaları ile medyadaki papağanlarını Türk devletinin üzerine süren emperyal merkezler kendi devletlerini daha da büyütmenin arayışı içindedirler.

Bu doğrultuda dünyanın her bölgesini sömürge durumuna düşürürlerken, Türkiye'yi de iyice küçülterek çeşitli eyaletlere bölebilmenin çabası içindedirler.

Büyük Avrupa, Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail gibi dünyanın merkezini içine alacak bölgesel federasyon planlarına Türkiye'nin ülkesini merkez yapmak isterlerken, bu ülkenin üzerinde kurulu bulunan Türk devletinin ortadan kaldırılmasına giden yolu açmak istemektedirler.

Demokrasi, küreselleşme, değişim gibi sihirli sözcüklerle Türk Devleti yavaş yavaş ortadan kaldırılmakta, gelecekte bir dış destekli federasyona giden yol açılmaya çalışılmaktadır.

Batılı merkezlerin hepsi bu doğrultuda çalışırken, *Yugoslavya'dan sonra dünyanın merkezinde kurulmuş olan Türk devleti de tasfiye edilmek istenmektedir.*

Son yıllarda reform adı altında gündeme getirilen bütün yasal düzenlemelerinin devletin merkezi gücünü ortadan kaldırdığı, parçalı bir yapıyı ortaya çıkarabilmek üzere merkezin yetkilerinin sürekli olarak yerel yönetimlere devredildiği artık iyice görülmektedir.

Tablo kesin hatları ile belli olduğuna göre, Türk devletinin geleceğine bir büyük ulusal kurtuluş savaşı vermiş olan Türk milleti karar verecektir.

Türk milleti ulusal ve üniter cumhuriyet devleti tasfiye edilirken, bu gidişe bir dur diyecek, ulusal egemenliğine sahip çıkarak yeni yüzyılda da bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin çatısı altında yaşamını sürdürecektir.

*Artık devleti ve cumhuriyeti ortadan kaldırmakta olan bu reform görünümlü deforme sürecine Türk Milleti acilen "dur" demelidir. *

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

8 yorum:

Nedret dedi ki...

Tamamına katılıyorum. Çok güzel özetlemiş durumu.

nalan dedi ki...

Nedretciğim,bu gün beni bu saate dek ziyaret eden 237 kişi içinde yorum yazan tek sensin biliyor musun?
Ne olacak bu memleketin hali:) :((

agrippina dedi ki...

ne kadar net bir yazı olmuş kalbimizden geçen herşey söylenmiş. sizinde elinize yüreğinize sağlık bizimle paylaştığınız için.

nalan dedi ki...

agrippina ,çok teşekkür ederim. Bizim gibi düşünenler olduğunu görmek, duymak biraz rahatlatıyor içimi sağol varol.

nurtenbegendi.blogspot.com dedi ki...

Bu yazıyı okumadan ben de 23 Nisan'ın ardından bir yazı yazmıştım. Siyasetçi değilim, siyaset okumadım ama ülkenin gidişatını da görmek için hukukçu, siyasetçi olmak gerekmiyor. Medya hiç bu kadar taraflı olmamıştı, ya da biz hissetmemiştik. Aykırı görüş yok gibi. Geçen gün cezaevine giren bir paşanın namaza başladığını söylüyordu tvde biri. Bir diğeri belki daha önce de kılıyordu dedi, falan filan. Mide bulandırıcı insanlar, bu lafları ederken kendileri nasıl kusmuyorlar bilmem. İnsanda biraz edeb olur. Bu paşalar dün rüzgar başka taraftan eserken iyiydi de, şimdi mi kötü oldular. O zaman bildikleri birşey varsa söylemeyenler, şimdi coşup adamın kılıp kılmadığı beni zerrece ilgilendirmediği namazını konuşup lehinde ve aleyhinde düşünenleri fişekliyorlar.
Üniverstedeyken bir yurt oda arkadaşım, "sizin atalarınız bizi mağaralara hapsetmişler, bizimkiler mağaradan çıkıp ilerleyememişler, cahil kalmışlar. Bu yolda belki ben öleceğim, ardımdan gelen arkadaşım benim cesedime basarak yükselecek" diye söylenir dururdu. Biz çocuklarımızı böyle militan gibi yetiştirmiyoruz. Ben Anadolu'nun göbeğinde, bütün yolların kesiştiği bir kavşak şehirde oturuyorum. Düşünüyorum da, benim atalarım da ne salakmışlar ki, onları mağaraya tıktıktan sonra kendileri kaşanelerde, köşklerde oturmayı akıl edememişler. O senelerde sabanla tarla sürmeye çalışıyorlarmış. Şimdi, 2012 yılında hala daha yakın köy ve kasabalarda, köyü kasabayı bırak, Afyon'un önemli bir kesiminde fakr-u zaruret içinde yaşıyor insanlar. Ama kimse elektrik faturasını ödememezlik yapmıyor. Duvarlarına elektrik hattı geçirip ahırını ısıtan insanlar faturayı başkalarının sırtına yükleyebiliyorlar, sıkıysa gidin de elektriğini kesin. Oralardan yeni dönen bir öğretmen kızımızın anlattıkları insanda haya duygusunun nereye gitmiş olabileceğini sorgulatıyor. "17 çocuğum vardır. Devlet bana baksındır." Neden? Devlet bana bakıyor mu? Üstelik artık devlet maddi anlamda hakikaten bakıyor. Ama doğurduğun çocuğun ipini de sen sıkı tutacaksın bir zahmet. Neden yaptın 17 çocuğu? Kimi fuhuş sektörüne, kimi uyuşturucu sektörüne, çoğu da dağa gitsin diye mi?
Misak-ı milli sınırlarının yanlış çizildiğini düşünüyorum. Avrupayı kaptırmışsın, musluklarından petrol akan yerleri kaptırmışsın, neyine lazım elde kalsın diye binlerce şehit verdiğin mayası bozuk topraklar?
İçimizdekiler ayrı dert, dışımız ayrı.. Nasıl bir coğrafya anasını satayım, en iyi komşumuz Yunanistan kaldı. Ne Ermenisi yüz güldürdü, ne Irağı ne İranı, ne burnunun dibindeki İsraili, ne vakti zamanında Bulgaristanı, Yunanistanı... Ben de isveç Norveç Danimarka gibi bir komşum olsun istiyorum. Okuma yazma oranı yüksek, eğitimli, kültürlü, soğukkanlı, sevgili, saygılı, akıllı, pozif düşünen, medeni... Örevizyon şarkı yarışmasında 12 puan vereceğimiz bir komşumuz bile yok.
Kafatasçı değilim, faşizan duygularım yoktur, hakkaniyete inanırım, hepimizi Allah yarattı. Ama içinde bulunduğumuz tablo aynen şuna benziyor. Bir grup insan sofraya oturmuş, aynı tencereye kaşık sallıyorlar. Yemeğin ortaya konulmasında emeği geçenler bir teşekkür beklerken, diğerleri ya tuzunu az buluyor ya yağını, üstelik yemeği mideye indirip bitirdikten sonra da zaten doymamıştım deyip sofrayı ters çeviriveriyor. Ben sizden değilim diye mızıkçılık yapan çocuk takıma oyunu kaybettirir. Allah esirgesin bir bölünme olursa bundan yine en zararlı kim çıkacak düşünmek lazım.
İyi günlere ulaşmak niyetiyle..

nalan dedi ki...

Sevgili Nurten,sabah sabah ağlattın beni .Durumu çok güzel özetlemişsin. Hani ömrüm jandarma kocamın peşinde ,köy öğretmeni olarak doğudan batıya,batıdan doğuya kuzeyden güneye koşturarak geçtiğinden hem coğrafyaları hem insanları bizzat görme fırdatım oldu.Görmek değil beraber yaşamak diyeyim daha doğru olacak.
Bilmek insanı sadece mutsuz ediyor böyle şeyleri. Bazen ben de anasını satarım memleket bana babamdan miras sanki diyorum bunca kederi ben mi yükleneceğim...
sigortalarım atıyor bir süre haber,yorum,oturum hiçbirine bakmıyorum. ama olmuyor tabii bu da geçiyor.
Bilmek,hareketsiz izlemek ayrı işkence. Toplu hareketler ise birilerinin oyunu artırıyor. Halk bunlar bağırıp yürüyor yırtınıyorsa ötekilerin yaptığı doğru diye düşünüyor.Konu hakkında hiçbir şey görmek duymak bilmek istemeden sürü başının peşinden ucuruma atlama sırasında yerini alıyor.
iyisi mi senin sözlerini tekrarlayarak bitireyim "İyi günlere ulaşmak niyetiyle.."ve dileğiyle amin:(

Aslı dedi ki...

Nalan Hocam uzun zamandır Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları biliyor, üzüntü hatta dehşet içinde neler yapabilirizi konuşuyoruz. Yazınızı okuduktan sonra ablamı çağırdım oda okudu. Durum aynen böyledir dedi. Sabah dışardaydık. Gezen, işlerine giden insanlara baktık ve bir beş yıl sonrası bu sokaklar nasıl olucak, ne hale gelicek diye konuştuk. Bu anlamda hiç mutlu değiliz ve endişeliyiz açıkçası.

nalan dedi ki...

Aslıcığım çok haklısın ve ne yapacağımızı bilememek te en kötüsü.