31 Mayıs 2008 Cumartesi

bu da onların kırkyaması

Kırkpare bizim çok eski sanatımız ama bizim unutup hor gördüğümüz şeyleri yurtdışından gördüğümüzde hatırlıyoruz.


bunu dekor8den aldım Büyük parçalarla yapılmış ,kolay ve renklerinden dolayı güzel bir örtü olmuş

30 Mayıs 2008 Cuma

Bozüyük kırkyama kursu

Bozüyük kırkyama kursunda çektiğim resimlerden bazıları.
çalışmaların tümü 12haziranda Bozüyük'ün güzel kültür Merkezinde sergilenecek.Kısmetse ben de örtümle beraber orada olacağım.
Siz de buyrun




Müstesna bir gönül insanı Zişan Kızlcıklı

<
Bu gün size tanıtacağım kişi benim ve dostlarının ,hemşehrilerin kendisine seslendiği adıyla
Zişan Abla ;
Ben onu sevgili arkadaşım Füsunun sayesinde tanıdım.
O Bozüyüklü,eskişehirde ikamet ediyor gibi görünmesine rağmen onu hafta içinde belirli günlerde Bozüyük,Kütahya,inönü hatta ikihaftada bir Samsunda görebilirsiniz. 15 yıl önce tanıştığımız zaman ömrünün kalanında bilgi ve beceri birikimini ilgilenenlerle paylaşacağını ve bunun için de ilk önce memleketinden başlayacağını söylemişti.
O günden bu yana onu hep koştururken ,öğretirken ve öğrencilerine yaptırdığı güzellikleri sergilediklerinde gördüm.


Eğer il dışında değilse onu bu resimlerde gördüğünüz Eskişehirde Haller Kültür Merkezindeki odasında yine kurslar vermeye devam ederken görebilirsiniz.
Etrafı ya öğrencileri,ya dostları ya da duyp gelen,tanışmak ,birşeyler öğrenmek isteyenlerle doludur.


Resimlerde de gördüğünüz gibi ince zevkiyle geçmişle geleceği buluşturan kişisel eşyalarını odasında kullanır. bu değerli eşyalara yazık değil mi ?diyenlerede- Eşyalarımı kullanmazsam ne işe yarar.Benim bütün zamanım burda geçiyor bir evim de burası .diyor .
Ama ben sanıyorum hatta biliyorum ki o;bu güzellikleri de tanıtma ve öğretme amacı güdüyor.



Birlikte olduğumuz pozumuz güzel bir resim olmasada yayımlamaktan kendimi alamadım.

gördüğünüz gibi herköşede zamanın yıprattığı hatta parçaladığı güzel işlemelerin sağlam yerleri (avuçiçi kadar bile olsa)yeni ama yine zor bulunan kıymetli muare ve taftalarla kırkpare( veya yama da denebilir) tekniğiyle yeniden hayat bulmuş yaşamaya yeni nesillere ulaşmaya devam ediyor.
Elinde değerli ama kullanamayacakları kadar eskimiş işlemeler veya kumaşları çok eskidiğinden kullanılamayan kıymetli kumaş ve işlemeleri ,kaftan,gelinlik,bindallı parçalarını,muareleri,elmasiyeleri olanlar onları Zişan Ablamıza ulaştırıyor o da bunlara uygun deseni ,renkleri hatta çoğu zaman kumaşları ayarlayıp öğrencilerine veriyor.Hatta muareleri dokuyan Gaziantepli ustlara bizzat gittiğini bilirim.
Tabi bu yaptıkları için ,kurslar ve dersler için para almadığını hatta çoğu zaman bizlerden masraf ettiğini biliyorum.
Ben de Ankarada tek başıma onun öğrencisiyim. Bozüyük e gittiğimde bana keserek verdiği motifleri evde birleştirip bitiriyor sonraki gidişimde gösterip aferinimi alıyorum.
<
Size tanıtmaya çalıştığım ZİŞAN KIZILCIKLI hanımefendi,benim sevgili Zişan Ablam
Allah sana sağlıklı uzun ömür nasibetsin ve neşeli,bilgili paylaşımlarınla bize ışık olmaya devam et

29 Mayıs 2008 Perşembe

Hatıra el örgüsü perdeden örtü yaptım


Rahmetli annemin gençliğinde örüp yıllarca kullandığı elörgüsü perdesinin son iki parçası bana kalmıştı.
Hatıra diye saklarken ben de kızlarıma vermek için örtü yapmaya karar verdim.
Ama yılların etkisiyle yıpranmış tır,örtü olunca sık yıkanır ve parçalanabilirdi.
Sütçü Ramiz gibi(Elveda Rumeli)düşündüm,düşündüüüm ve organze tül ile tost etmeye karar verdim.
Altına ve üstüne tülü koyup etrafını tafta ile çevreledim ve gördüğünüz örtüleri yaptım,kızlarıma verdim.

28 Mayıs 2008 Çarşamba


25 Mayısta kapanan Cahide Keskiner Minyatür sergisini gezdim.
Çektiğim fotograflarındevamını kaatisanati.blogspot.com da yayımladım.
İleri yaşına rağmen Geleneksel Türk Sanatlarını çalışarak ve öğrenci yetiştirerek sürdüren hocanın müstesna eserlerini görmek ve kendi öz sanatlarımızı daha iyi tanımak için bakın lütfen

gül reçeli üzerine





"Gül Reçeli Zamanı
Gül reçeli işte bu aşağıda gördüğünüz gül çeşidinden yapılır. "
Yazının devamında gül reçeli nasıl yapılır dan başlayan güzel bilgi ve tarifler var

Arkadaşım alinin sitesinde iki satırını gördüğünüz bu güzel yazıyı okudum .Yorum yazarken çocukluğuma döndüğümü farkettim ve bu yorumu buraya da aldım
işte yazının bana anımsattıkları:
Ben de reçel sevmem ama her ısparta dönüşünde sevenlere hediye ederdim.hem kültürü yaşatmak hem de kültürü yaşatmaya çalışanlara katkı adına.
çocukluğumda memleketimdeki bir bakkalda kilo işi ev yapımı gül reçeli satılırdı.Annem ramazan sofrası için oradan alırdı .meyve reçellerini kendisii yapardı. Ereğliden hakiki dağ çileği gelirdi pazara.bütün kasaba (Gerede)o gün çilek kokardı mis gibi....
vaaay nerelere gittim bak.40 yıl geçmiş anıların üstünden.
Bu yorumu bloguma da yazacağım izninle

27 Mayıs 2008 Salı

İstanbuldaydım

Bu yıl anneler gününde eşimle anneler günü gezisine çıktık,isteğim üzerine de on marifetten arkadaşım lovesredcloudun Simon Peritonun kağıttan dantelleri yazısından tanıdığım sanatçının sergisine gittik.
Peritonun fotoğraflarından görebildiğim eserleri kağıt eserleri bizim kaatı sanatıyla çok benzeşiyordu.O nedenle de özellikle görmek istiyordum.Galerist'in
Beyoğlu mısır apartmanındaki salonundaki sergiye pazar günü gitmek gafletinde bulunduğumuzdan
sergiyi o gün göremedik.
Kapının yanına çakılı plakadan bilmediğimiz bir şey öğrendik.Meğer
İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy Mısır Apartmanında hayata gözlerini yummuş.Kapı önünde bir resim çekip,büyük şairimize fatihalarımızı okuyup Tünele binip bu kez de Sultanahmete bir başka sergi ziyaretine gittik.






Ertesigün tekrar aynı yolları tepip(çamlıca-taksim)tekrar İstiklal Caddesini Mısırapartmanını boylayıp bu sergiyi görmeyi başardık.
Bu konudaki özverisinden ötürü sevgili kocama teşekkürü borç bilirim.Zaten Simon Periton da ağrıyan dizlerim ve eşimin bel fıtıklı haliyle sergisini ısrarla görmeğe çalışmamız için takdirname yollayacakmış bize.
tabi eşimin sergiden çıkarken soyut çalışanlar hakkındaki ilginç tesbitlerin:))duymazsa....


Bu sergideki eserlerden bazılarını resimledim.
Bunlar benim gördüğüm ve kaatı sanatıyla ilişkilendirdiklerimden farklıydı.ben pek sevemedim.Ama sizlerin de görmesi için yayımladım.

Sultanahmette Yazarlar Birliğinin Sergi Salonundaki Erguvan ve Kiraz
III. Geleneksel "İstanbul İçin Erguvan Vakti" sergisinden aldığım kaatı eserlerin
diğer
fotoğraflarını da burada yayımladım.görmenizi isterim

26 Mayıs 2008 Pazartesi

KENE ÜSTÜNE

Bu günlerde bu konu yine gündemde ...
Sağlık bakımından önemi malum.
Ama Sayın BEKİR COŞKUN Öyle bir bağlantı yapmış ki!
KAFAMIZA vuruyor,
Benim ziyaretçilerim;duyarlı olduğunuzu,bunları bildiğinizi BİLİYORUM
Ama yine de bir daha okuyalım
Hep beraber...lütfen

KENE
25 Mayıs 2008
Bekir COŞKUN bcoskun@hurriyet.com.tr

Kene...

SİZİ kene ısırdığında kaçmayın.

Çünkü o da sizinle birlikte gelmektedir.

(.......)

Kene akıllıdır.

Kışı toprağın altındaki sıcaklıkta geçirdikten sonra, havalar ısınırken genelde en yakın bitkinin üzerine tırmanır ve altından bir canlının geçmesini bekler.

Ve oradan geçen ilk canlının üzerine bırakır kendini, en uygun yeri özenle seçer.

Yani yukarıdaki keneler, aşağıdaki kenelerden daha tehlikelidir.

En çok kafaya yerleşmeyi sever.

Kafaya yerleşmiş kene, sair yerlere yapışmıştan beterdir. Kaçmanın yararı olmadığı gibi durmanın da artık yararı yoktur.

Çünkü her pozisyonda kafanız sizinledir.

*

Kene parazittir.

Başkalarının kanını emerek yaşar. Bunu yaparken asla hissetmezsiniz. Ve kene kendini yormaz, çabalamaz, çalışmaz.

Yükseğe çıkar ve bekler.

Yapışkandır.

Diyelim ki keneyi gördünüz.

Burada iki şey önemlidir; sizin kafanız ve kenenin kafası.

Diyelim ki sizin kafanız çalıştı; etrafınıza baktınız, haberleri dinlediniz, gazeteleri okudunuz, aylık gelirinizi düşündünüz. Aklınızdan çocukların işsizliği, bir depo benzinin fiyatı, gökdelenler yükseldikçe, siyasetçiler ve çocukları zenginleştikçe yoksullaşmanız geçti. Kanınızın emilmekte olduğunu anladınız ve "Bu kene galiba benim kanımı emiyor" hükmüne vardınız.

Öyle hemen kurtulamazsınız.

Kenenin kafasına sıra gelir.

O kafa içinize işlemişse, bünyenize girmişse, kafasını bir kez sokmuşsa içeri...

Çekip atamazsınız.

Doktorlar "Kafa içeride kalmamalı" diyorlar.

*

Diyeceksiniz ki; "Peki kenenin hiç mi faydası yok?.."

Var...

Kene; belli etmeden başkalarının kanını emerek yaşayan bir paraziti tanıtır size.

Her doğa olayı gibi derstir aslında...

Öğrenirseniz...

25 Mayıs 2008 Pazar

kitaplığınızda böyle bir lamba ister misinz?

Kitapların hayatımdaki yeri çok büyüktür.Bizim evin heryerinde kitap ,dergi görmek çok normaldir,evin içinde serbest dolaşımdadırlar.Tıpkı AB sınırları içinde Türkler dışındaki dünyalıların serbest dolaştığı gibi :)) .Buzdolabının üstünden tutun da banyoda,kilerde ,hatta merdivenlerde bile .
Başka amaçlarla kullanıldıklarını da çok gördüm;
içi oyularak tabanca,esrar ,eroin vb.gibi şeyleri saklamak için,
üstüste koyup merdiven yapmak için,
çanta yapmak için .


Sonra bu resmi görünce hayal gücüne sınır yok dedim .Her nesne gerçek işlevi dışında da kullanılabiliyor.

ama ben yine de onları elimde.evimde,çantamda ve başucumda okumak için kullanmayı tercih ediyorum

24 Mayıs 2008 Cumartesi

kapı süsü

Bizim kültürümüzde kapı süsleme adeti yoktur.Sanırım 9-10 yaşlarındaydım.Karayoluyla hacca gidişler yeni veya yeniden başlamıştı(emin değilim) Bazı kapıların yeşile boyandığını gördüm.Epey canlı bir yaprak yeşili tonuydu.Merak ettim okul yolunda birden bire beliren yeşil kapıların sırrını.
Meğer o evlerden hacca gidenler varmış ve döndüklerinde ziyarete gelenler kolayca bulsunlar diyeymiş.
Sonra almancıların getirdiği yabancı dergi ve kataloglarda gördüm.sanırım noel,paskalya gibi özel günlerde günün anlamına uygun temalarla hazırlanan kapı süslerini.
Dekorasyona yönelik herşeyi seçen gözlerim onlarıda çok beğendi .Ama bugüne kadar kapıma süs asmadım.Zaten evin heryanı cangır cungur dolu kapı bari boş kalsın diye belkide .Ama burada böyle bir resmi görünce de bari yayımlayayım da beğenenler yapsın dedim. Ben yastığı gözüme kestirdim ,tabak ve çelenk size kaldı.Rafya ,strafor simit ve dantel motifleri hazırlayın,bir de kuş,olmazsa kelebek o da yoksa ponpondan bir civciv kondurdunuz mu oldu gitti.

22 Mayıs 2008 Perşembe

BLOG ARKADAŞIMLA BULUŞTUK


Hayatımda sıksık başıma gelmiştir,yeni biriyle tanıştığımda onunla iyi dost olacağımı hissederim.Çoğunlukla da yanılmam.O kişi dost defterime kaydolur ve silinmez.
Blogculuğa başladığımda da böyle oldu.Bir çok dost kazandım.
Çoğu sanal alemde devam eden dostluğumu fırsat buldukça yüzyüze gelerek pekiştirmek benim için çok değerlidir.
Sevgili arkadaşıma href="http://bedaliza61.blogcu.com/"> bedalizanın blogunu yine blogcu dostum mamilanın blogundan tanıyıp hoşgeldin demiştim.Onun da bana uğramasıyla arkadaşlığımız başladı.
Yaşlarımızın denkliği,güzelsanatlarla ilgimiz,ortak konularımız bizi hayli yakınlaştırdı.İstanbul seyahatimde birbirimizle bu kez yüz yüze tanışmak için buluşmaya karar verdik ve buluştuk.


Telefonlaştığımızda lizacığım bana cumartesi gün şu saatte Kapitolde buluşalım dediğinde Kapitolü Kadıköy anladığımdan :)hafif bir panik yaşadık.Yarımsaat rötarla Kapitole ulaştığımda epeyce gülüştük...
Samimiyetini,güzelliğini yazılarından ve üslubundan rahatça algıladığım sevgili bedaliza gerçekten de tam tahmin ettiğim gibiydi.
Birlikte geçirdiğimiz gün çok güzel vakit geçirdik.Öyle samimi ve tatlı sohbet ettik ki bizi görenler yeni tanıştığımızı asla tahmin edemezdi.Zaten bizde birbirimizi çok eskiden tanıyor gibiydik.
Bir sürü şey konuştuk,anlattık.Son anda işi çıktığı için bizle beraber olamayan mamilanın kulaklarını çınlattık





Çoğunlukla güldük bazen de anlattıklarımız gözlerimizin dolmasına sebep oldu
Söylemeden geçemiyeceğim sevgili arkadaşımın pırıl pırıl çok güzel gözleri var.Zaten yıllar sonra karşılştığı ilkokul öğretmeni onu gözlerinden tanımış,sohbetin bu kısmında yaşardı gözlerimiz.Dedim ya duygu yüklü bir buluşmaydı.Çok güzel bir gündü.
Seni tanıdığıma çok seviniyorum bedalizacığım ve seni çok sevdim.Yeniden görüşenedek güzel gözlerin hep mutlulukla parlasın.









18 Mayıs 2008 Pazar

eve döndüm

Eve döndüm ama yazılarımı yazıp resimlerimiyayımlayabilmem için zaman lazım .Tabi iş arasında mola verip nette tura çıkıyorum on marifette(teneke kutu kolyesikemankutusu, 18 Mayıs 2008 )gördüğüm yazı üzerine gittiğim busitede bunları buldum :
teneke kutulardan yapılmış objeler bir tavus kuşu ve tavuk


bu da aynı malzemeyle yapılmış bir çanta

ziyaret ederseniz takı çalımalarını da görebiliriniz

14 Mayıs 2008 Çarşamba

triko halı

Aşağıdaki resimde gördüğümüz bu paspası biz de rahatça yapabiliriz.

Pazarlarda çok ucuza bulabildiğimiz triko ve yünlü gibi yumuşak dokulu kumaşlardan yararlanabiliriz,onlara evde olanları veya bıktığımız giysileri de ekleyerek şeritler keseriz.Resimlerden anlayabildiğim gibi şeritleri saç örgüsüyle örüp yuvarlayıp birbirine dikeriz.


http://sunshinescreations.vintagethreads.com/ aldığım resimler ve devamındakileri inceleyerek yapılmış bu paspasları biz de rahatça yapabiliriz.

9 Mayıs 2008 Cuma

Anne


Dün gece Bayrak Şairi Arif Nihat Asya ile ilgili Kültür Bakanlığı Yayınlarından bir kitap okudum.Arif Nihat Asya yı dostları,öğrencileri,iş arkadaşları yani hayatta yolları onunla kesişen ve onunla bereber olma bahtiyarlığına ulaşmış kişiler yazmış.Anekdotlar,anılar ve duygular yüklü büyük bir kitaptı.Büyük derken hem ebadı ,hacmi hem de içeriği büyüktü.Bu şairin öğrencilerime bayrak şairi olarak tanıtmıştım.Bilirsiniz "Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü...dizesiyle başlayan.
Biliyormusunuz utandım ! Onun hakkında bu şiirinden başka neredeyse hiç birşey öğrenmemiş olduğumu farkedince merak etmediğim ,araştırıp öğrenmediğim için kendimden utandım.Gece sabaha yaklaşırken kitabı kapadım dudaklarımda fatiha gönlümde utanç ve gözlerimde yaşlarla uykuya daldım
İşte size ondan hafta sonunun anlamına uygun eşsiz bir şiir
ANNE
İlk kundağın
Ben oldum, yavrum;
İlk oyuncağın
Ben oldum.

Acı nedir
Tatlı nedir... bilmezdin
Dilin damağın
Ben oldum.
Elinin ermediği
Dilinin dönmediği
Çağlarda, yavrum
Kolun kanadın
Ben oldum
Dilin dudağın
Ben oldum.

Belki kıskanırlar diye
Gördüklerini
Sakladım gözlerden
Gülücüklerini...
Tülün duvağın
Ben oldum!

Artık isterlerse adımı
Söylemesinler bana
'Onun Annesi' diyorlar...
Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

Bir dediğini iki
Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
Ve seni öyle sevdim sana
O kadar ısındım ki
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
Gün oldu kırdın...
İncinmedim;
İlk oyuncağın
Ben oldum.. Yavrum
Son oyuncağın
Ben oldum...

Layık değildim
Layık gördüler
Annen oldum yavrum
Annen oldum!
ARİF NİHAT ASYA

8 Mayıs 2008 Perşembe

beni etkileyen üç kadın

Biluncuğum beni mimlemiş.Beni etkileyen ve akrabalık ilişkim bulunmayan üç kadını tanıtmak.
Bu mim beni oldukça düşündürdü
Hayatımın her bölümünde kadın/erkek beni etkileyen çok kişiler oldu ve olmaya devam ediyor.Ben kimleri yazsam derken...hem bulunduğum yer(blog alemi)hem son günlerde yaşananlar aklıma gelince blogculuk dolayısıyla tanıyıp etkilendiğim üç kadına yer vermek istedim.

Blog olgusunu gazeteden okuyup incelediğim ve blogculuk yapma istediğimde ulaştığım blogları okuyup yorum yazardım.
Genelde de konuyla ilgili yardım rica ederdim.
Blogumu açmayı başarana dek kimse e-mailimi verdiğim halde bana yanıt vermedi.
Sonra blog açtım ve arkadaşlarım, ziyaretçilerim oldu.Onlar beni yönlendirdi yardım etti . Sayelerinde Teknik olarak geliştim.Blogculuğu öğrenmeye başladım .Bu arada da blogculukta örnek aldığım insanları bloglarından tanıdım.





İlki beni okuyanların ve pek çok blogcunun tanıdığı,

bazıları hariç çoğunun da sevdiği Eda Suner


İnsanların birbirini sevip sevmemesi tabi ki kendilerine kalmış ben etkilendiğim yerlerini yazayım.
Eda Suner Kendisine yazdığım ilk yorumumdan itibaren bana mail adresime ve bloguma ayrı ayrı yazarak yanıt verdi.
Çok şaşırdım ve sevindim.Bu incelik benim de yapmaya gayret ettiğim msaj ve yorumlara sayfalarına giderek yanıt verme; alışkanlığa dönüştü.
Daha aramızdaki sonra okuycu-blog yazarı yazışmaları kısa zamanda sıklaşarak dostluğa dönüştü.ilk İstanbul seyahatimde somutlaşıp bizi tanıştırdı.
Görüştüğümüz anda onun uslubu kadar sade,yapmacıksız,ve doğal buldum. Yazılarından yansıdığının çok fazlası olan iyi enerjisi,sıcaklığı ve sağlam kişiliği beni ona bağladı.
Bazıları onu sevenleri -yalakaları-çirkin sözcüğüyle nitelendirse de ben kızım yaşında olan Eda Sunerden blog adabı öğrendim.

İkincisi ve üçüncüsü yapışık kardeşler -di-aralarına kilometreler girdi ama kalpleri yine aynı ritmle çarpıyordur eminim.
işte onlar çocukla çocuk.com;

Özlem ve Fulya;

Bu tatlı kızlar iki başarılı mühendis; ama annelik mesleğini de faal işyaşamlarının önünde ve üstünde yapmayı başarıyorlardı.
Hepinizinkiler gibi güzel ve akıllı çocuklarıyla paylaştıkları güzel anları,faaliyetleri,onlar için öğrenip uyguladıklarını blog sayfalarında paylaşıyorlardı.
Onları keşfedince önce bu yanlarına; çocuklarına özenlerine hayran oldum.Okudukça ve tanıdıkça dostluklarına ,nezaket ve zerafetle asla çizgilerini ,üsluplarını bozmadan herkesi yanıtlamalarına hayran oldum,örnek aldım.
Bir de ileri yaşta bilgisayar dilini anlamamın güçlüğü malum; anlayamadığım şeyleri bana en yalın biçimiyle üşenmeden yazıp ,sorularımı yanıtlayarak bana ileri destekler verdiler sağolsunlar.


Biluncuğum işte sana beni etkileyen üç ; akıllı,duygulu ve ölçülü ve güzel hatun.

Bunlar blog aleminden;başka bir mimde de başkalarını anlatırız kısmetse...
Ben de çok ilginç ve yararlı bulduğum sayfasında bitmeyen enerjisini hissettiren
annekaz'ı mimledim.Bakalım o kimleri anlatacak?






























































5 Mayıs 2008 Pazartesi

pet şişe deyip geçmemeli

İşlerimizi kolaylaştırdığı oranda çevremizi kirleten ve geleceğimizi tehdit eden inorganik ürünlerin başında gelen pet şişelerden neler yapılabileceğini hep düşünmüşümdür.



Yurdum insanı şişeler hayatımıza yeni girdiği zamanlarda bu konuda bayağı fikir üretip dantel ipi kutusu,düğme kutusu,ıvır-zıvır toplama kabı yapmıştı.


Öğrencilerle gittiğimiz bir kır gezisinde çaydanlığı unuttuğumuz için üzülürken aklıevvel bir arkadaşımız su doldurduğu petşişeyi piknik tüpe oturtup altını yakmıştı.Biz delinen şişenin ateşi söndürmesinin ardından ona söyleyeceğimiz cümleleri hazırlarken petşişe bizi hayrette bırakarak direndi.Bir süre sonra da içindeki su fokurdamaya başladı.Onu indirip içine çay atıp sarmaladık.İkinci şişeyi koyup kaynattık ve demi ayrı suyu ayrı marka kola şişelerinden içerek çay keyfi yaptık .Arkadaş ta özür mırıltılarımızla çoşkun teşekkürlerimizi keyifle kabul etmişti.

Uzun zamandır bu konuda yeni birşey görmemiştim.
Taa kiBu arkadaşın sitesini görene kadar...hangi ülkeden bilmiyorum ama onu çok takdir ettim.Yaptıklarını da beğendim.En kısa zamanda deneyeceğim.

4 Mayıs 2008 Pazar

yeni gelinler tacınızı ne yaptınız?

Düğün sonuna kadar hayati önem taşıdığı düşünülen ,özenle seçilen altına yapılacak saç modelini seçebilmek için ciddi mesailer harcanan sevgili gelin tacınızı düğünden sonra ne yaptınız?
eğer bir fikriniz yoksa bu hoş blogun sahibi her zaman gözünüzün önünde olması için hoş bir çözüm bulmuş