30 Aralık 2010 Perşembe

O kadar güzel ki paylaşmadan geçemezdim




Sevgili Nalancığım'a bütün sevdikleriyle birlikte, mutlulukla, sağlıkla, huzurla dolu bir yeni yıl dileğiyle....
Banu...
Bu kart Sevgili Banudan geldi.
Çok sevindim.
Banucuğum,ne kadr güzel olmuş resmimi arayıp bulmuş ve en sevdiği çiçeklerle harika süslemişsin.Ellerine ,gönlüne sağlık güzel arkadaşım.
Nice yılbaşlarına mutlu,sağlıklı,şen ve esen ulşmak dileğiyle

Eski Türklerde başlayıp sonra bize ithal edilen çam süsleme geleneği


görsel http://noyumberry.blogspot.com dan


Yakın zamana kadar Noel baba ve Noel ağacı süslemeye sıcak bakmazdım.Oysa çocuklarım ve öğrencilerim yılbaşı dendiğinde bu iki ögeyi hatırlar ve resmini yaparlardı.
Hatta küçük kızım 5-6 yaşındayken bu adetin hristiyanlara ait olduğunu söylediğimde biz niye hristiyan değiliz diye sinirlenmişti.
Geçen yıl Aralık'ın son haftasında 10 Marifer.org'a gönderdiğim Noel Ağacı altına örtü yazısının bir bölümünde bu duygularımı yazmıştım.Yazım yayına girdiği gün akşam yatarken okuduğum bir kitapta
"Kıpçaklar
(Türklerin ve Büyük Bozkırın Kadim Tarihi)
Murat Adji
Atatürk Kültür Merkezi Yayınları / Tarih Dizisi"
Bu adetin taa Orta Asyadan geldiğini okuyup şaşırdım.Ertesi sabah ta yazıma yorum yapan Banu,blogunda yer verdiği Muazzez İlmiye Çığ ın makalesini okumamı söylemişti.
Bu yılın son gecesinde konu tekrar aklıma gelince bulduğum yazıyı aşağıya aldım.

HaberTürk televizyonu Teke Tek programının konuğu Muazzez İlmiye Çığ, tarihi değiştirecek keşfi şöyle anlattı:
"Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Yeni Türk devletleriyle münasebetimiz bize yepyeni şeyler öğretiyor. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Bir ucunda göktanrısı duruyor. Türklerde güneş kutsal ama tanrı olarak kabul edilmiyor.
22 Aralık`ta güneş yeniden fazla olarak dünyayı aydınlatmaya başlayacak. Günler uzamaya başlayacak. Türklerin Göktanrısı gün ile geceyi tanzim ediyor gökte. Sözde gün ile gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralık'ta gün geceyi yeniyor. Bunu 'Yeniden doğuş bayramı' Türkler kutluyorlarmış. Türkistan'da bir ağaç varmış, akçam, ve bu akçam başka yerde yetişmiyormuş. Akçam getirip eve koyuyorlar, akçamın altına o sene Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı'ya hediyeler koyuyorlar. Dallarına da ertesi sene için Tanrı`dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için paçavra veya kurdela koyuyorlar.
O günlerde büyük bayram, şenlik yapıyorlarmış. Aileler toplanıyor, büyükler varsa ziyaret ediliyor, özel yemekler yeniliyor, güzel elbiseler giyiliyor. Bu adet Türkler yoluyla Avrupa`ya geçti.
Konunun Noel'le alakası yok. İznik Konsili'nde pagan adeti görülen bu adeti İsa'nın doğuşu olarak kabul edelim diyorlar ve bu adet Hristiyanlara geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok, 16. yy'da Almanya'da başlıyor, daha sonra Fransa'ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor."

KAYNAK: http://www.haber34.com/

ÇAM AĞACI SÜSLEME GELENEĞİ

Hıristiyanların İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.

Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir AKÇAM ağacı bulunuyor.

Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.

Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.

İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle AKÇAM ağacı altında kutluyorlar.

Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.

Bayramın adı NARDUGAN

(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.

Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar.

Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.

Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar,büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar.

Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.

Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.

Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. Bu yüzden olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.

"Doğum, Güneşin yeniden doğuşu"

Sümerolog
Muazzez İlmiye ÇIĞ

KAYNAK: www.gozlemgazetesi.com.tr
_Netten alıntı_(http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15621)_________
Bu gece sıkıntılıyım,canım yazmak istiyor.Saçmasapan şeyler yazasım var.Kaç kez başlayıp sildim.Blog blog gezdim.Tanımadığım blogları.Arkadaşlarımın izlediklerinden rastgele...
Bir sigara yaktım.Doktor bırak dediydi 20gün evel .Bırakmıştım...
Boş veeer babam içki sigara bilmezdi üstelik atletik bir tipti,47 yaşında kalp krizinden öldü.
Annem de içmezdi 56 yaşında kalpten gitti.
ben anamın da babamın da öldüğü yaşları geçtim.
Çek kuyruğunu gitsin.
Yeni yıl geliyormuş,gelsin anasını satayım onu da eskitiriz evelallah.Pişman olur geldiğine.
Bu özel günlerde ben seromonilere hiç uyamam zaten .gereksiz bir telaş içine girer yapılması gerekenleri yapmam .Bloga da yazmam ya da geç yazarım.Bu sefer de yazmayacaktım.
Baktım bir gruptan bir maille gelmiş okudum çok da sevdim.(s.36-40)arasından almışlar ,bir güzel hikaye
ATILGAN, Yusuf, “Aylak Adam”, Varlık Yayınları, 1. Basım, İstanbul 1959.

Ardından da Aşağıdaki maili gördüm.
İyimser dileklerle doluydu.İşte dedim saçmalarımı affettirecek bir dizi dilek.Alıp geldim
Size verdim
Okur musunuz ,sever misiniz bilmem ?
Ben sevdim,size verdim

""Merhaba,

Yeni yılınızı kutlarken hepimize dileklerim…

YENİ YILIN BUSUNDAN… BUSESİNDEN…

Bu yıl
Suyun yılı olmalı
Kana kana içeceğimiz tertemiz ve eşitçe herkesin olan
Bu yıl
Ormanın yılı olmalı
Yeşil nefes alacağımız, doğa herkesindir yaşasın, diyeceğimiz
Bu yıl
İyiliğin yılı olmalı
Yalanlarla her taraftan dolanılmayan, kandırılmayan günleri olan
Bu yıl
Güzelliğin yılı olmalı
Sanatın, bilimin sarmaladığı, yaşama serildiği
Bu yıl
Güngörmüşlerin yılı olmalı, sonradan görmelerin değil
Bu yıl
Cesurların, cesaretin yılı olmalı
Korkakların yarattığı korku imparatorluğunun değil
Bu yıl
Kazançlar insanlıktan yana olmalı
Dürüstlüğün, niteliğin, onurun, haysiyetin yaşam bulduğu
Bu yıl
Kuşların yılı olmalı
Özgürce gökyüzünde uçabilecekleri
Bu yıl
Çocukların yılı olmalı
Oyuncaklarıyla ütopyalar kurabilecekleri
Bu yıl
Hayallerin yılı olmalı,
Bol bol başarı değişim, dönüşüm getiren
Bu yıl
Heyecanların yılı olmalı
Yeni umutlara, yeni tutkulara,
Yeni sevdalara, yeni birlikteliğe,
Yeni renklere açılan…

2010 Sonu 2011 Başı
Tülay ÇELLEK
http://www.tulaycellek.com/tulay/eser.asp?id=2355""
Alın saklayın
ya da
ne isterseniz yapın
bana ne

25 Aralık 2010 Cumartesi

Kendime yılbaşı hediyesi /Hayatımı kolaylaştıran şeffaf kutular

Bazı evlere gittiğimde son derece yalın,kalabalıksız ,düzenli oluşlarına her zaman özenmişimdir.
Özendiğime göre kendim de öyle olsam ya.Olamam bir türlü. Biriktirmeyi,yığmayı çok severim.Çünkü elime geçen herşey,bir karış kumaş,bir ambalaj malzemesi,bir kutu bende onun çöpe gitmek yerine bir daha,bir daha kullanmak istediği uyandırır.Onu hemen bir yere sokuşturuveririm.
Bu yüzden de bizim evde bir malzeme anarşisi hakimdir.
Bu yeni taşındığımız ev bizim olduğundan bir hobi odası ayırdık.Nerdeyse evin en geniş odası diyebileceğim odayı düzenlemeye çalıştımsa da henüz başaramadım.

Hem kocamın hem benim birçok alanda boy gösteren meraklarımızın malzemeleri ayrı ayrı sınıflanacak ve yerleşecekti.
Bu bağlamda bana yardımcı olacak şeyler içindekini saklamayacak baktığımda görebileceğim organizerler olmalıydı. İlk aklıma gelenler şeffaf kutulardı.Tabii önce ayakkabı,terlik ve çizme koymak için yapılmış A-Box ayakkabı kutularım vardı.Onları daha önce burada ve burada anlatmıştım.İçleri zaten benim malzemelerimle doluydu .
Onları raflara yerleştirdim.

Hele son aldığım ve üretilmesini sabırsızlıkla beklediğim çizme kutuları kumaşlarımı sınıflandırmama ne kadar yardımcı oldu anlatamam .
3 tanesini gardrobumda kullandığımdan kalan üçünü de hobi odasında kullandım.



İyi de benim malzemelerimi almaya yettiler mi?
hayır

Yeni açıldığında İstanbula gidip görmeyi sabırsızlıkla beklediğim İKEAdan aldığım büyük kutular da kumaşlarla doldular.
Bu sefer İkea ziyaretimde ne yazık ki bu kutulardan göremedim.
Söz ettiğim çizme kutularından üçü penyelerimden kışın da gerekecek olanlar için çok uygundular.Dolabımdaki bölme de onlar için uygun olunca üçünü orada kullanmaya karar verdim.

Restorasyonla yenilenen elbise dolabımın gizli gözü ikili sıra ile yerleşince 10 çift ayakkabı ortadan kaldırılmış oldu.
Yettiler mi
hayır,yetmediler ve yerleştirmeyi bitiremediğimden bizim işlik(hobi odası)tümüyle görülecek hale gelemedi.
Kendime yılbaşı hediyesi olarak sipariş ettiğim yeni çizme ve ayakkabı kutularım bugün veya yarın elime geçecekler inşaallah ben de yeni yılda hobi odamı sizinle paylaşacağım.
Bu yılbaşı ve yıl içindeki her özel günde bayramda ailemden bana hediye aramamalarını ve hediyelerimi kolayca A-Boxtan seçmelerini istediğimi bildirdim.
Hani eğer sizin de sevdiklerinize ve BANA bir hediye verme fikriniz varsa yorulmayın diye peşin peşin söylüyorum:)))

23 Aralık 2010 Perşembe

KORKMAZın Jesti

Geçen günkü yazımda bozulan,serviste onarılıp geldiği halde aşırı su kaynatan çaykolik çay makinemi yazmıştım.
Korkmaz Mutfak aletleri a.ş.ne gece yarısı yazdığım e mail ile durumu bildirip ertesi sabah yanıt olarak direkt kendilerine göndermemi istediklerini anlatmış dostlarımdan da eğlenceli yorumlar alıp yanıtlamıştım.
Araya hafta sonu tatili girdiği halde jet hızı ile çaykoliğim geri geldi.
Servisin taktığı kazan delik olduğu anlaşılınca kazanın değiştirilip gönderilmesi yerine bana yeni bir çaykolik ana parça yollanmış.
Çaykolik zaten bir demlik ve elektrikli ana kazan olarak iki parça.Demliklerim çeşit çeşit ve boy boy olduğundan demlik göndermemişler.
Bu müjdeyi bana eğlenceli yorumlar yazan neduk,mayri,nhmrl ile fiamma,stildirektörü,çelebi.ye gurula bildirir kendilerini çaya davet ederim.
Not -bohaçalar mayriden geliyor,keki de diğerleri getirsin artık:))))

Tabii Korkmaz Mutfak aletleri a.ş.ye ve Resmiye hanıma tekrar teşekkürler.

21 Aralık 2010 Salı

Kalemine sağlık Yavuz Selim

Yeniçağ gazetesinden alıntı

21 Aralık 2010
Yavuz Selim DEMİRAĞ ysd592@gmail.com

"Fasılda Kürtçe olmaz ki"
Mersin’de Kürtçe şarkı bilmediği için alçakça katledilen Sarp Öztürk olayını okuyunca, birkaç hafta önceki Diyarbakır seyahatimde yaşadıklarımızı hatırladım. Yaklaşık iki yıldır devam eden Cemal Temizöz duruşmalarının gerginliğini atabilmek, kentin sosyal dokusunu öğrenmek ve lezzetli mutfağından tatmak için her defasında değişik mekanda yemek alışkanlığımız oldu. Dünyanın büyük bir bölümünü gezmiş, ağız tadı ve kültür konusunda derya olan değerli dostum avukat Ünsal Aktaş’ın rehberliğinde Jasmin adlı restorana gittik. Diyarbakır’ın en nezih yerlerinden birisi. Aktaş, benim gibi musiki hayranı. Maksat yemekten ziyade haftanın üç günü gerçekleşen fasılı dinlemek. Jasmin’in ne anlama geldiğini sorduk önce. Zaza dilinde gökyüzü demekmiş. Tıpkı Mersin’deki Türkü Bar’ın adı gibi. Türk sanat müziği icra eden grup üç saatten fazla kaldı sahnede. Benzemez Kimse Sana’dan Makber’e kadar sevilen klasiklerin hemen hepsini icra ettiler. Boş masa bulmanın mümkün olmadığı mekânda Diyarbakır’ın elitleriyle beraber sadece Türkçe dinledik. Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerdeki ’Türkü evleri’nde Kürtçe dinlemeye alışık olduğum için şef garsona burada Kürtçe söylenmez mi diye takıldım. “Haftanın üç günü fasıl. Adı üzerinde Türk Sanat müziği okunur. Müşterilerimiz de keyiflice dinler, birlikte söyler. Ben de bir Kürdüm ama fasılda Kürtçe olmaz ki” dedi. Ertesi gün kentin en eski oteli Turistik Otel’de önce fasıl, sonra da türkü dinledik. Muzaffer Sarısözen’den, Neşet Ertaş’a, Ege’den, Karadeniz’e, Kafkaslardan Kerkük’e kadar bütün yörelerimizin türkülerine salonun hepsi katıldı. Son bölümde Kürtçe türküler dinleyip, halay seyrettik. Anlamını bilemesek de bağlamanın tınısı, solistin başarılı yorumundan doyumsuz lezzet aldık. Kimse kimseye “Neden bu türküyü istiyorsun?” diye yan gözle bakmadı. Kırım Türkü olan Ünsal Bey her fırsatta tekrarladığı, “Aynı müzik kültürüne sahip insanların ayrılması mümkün değildir. Kürtçe bilmesek de türküdeki hüzün içimize vuruyor” sözleri Türk ile Kürdün bir arada yaşama zorunluluğunu yeniden hatırlattı.
Efsane ses Celal Güzelses’in memleketi Diyarbakır’da tablo böyleyken, Mersin’de oto galerisi sahibi, yani paralı biri olduğu halde Kürtçe söylemedi diye bir sanatçıyı öldüren kişi için aslında yazılacak çok şey var. Moda deyimle empati yapalım. Böylesi bir olayın tam tersi yaşansa, yani, “Neden Kürtçe söylüyorsun” diye bir Kürt sanatçı öldürülse Türkiye’de neler olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Kamuoyunda Münevver Karabulut cinayeti kadar ilgi görmedi bu sosyal yara. Ağzı olanın konuştuğu televizyon ekranlarında gece yarılarına kadar hükümet yalakalığı yapan İkinci Cumhuriyetçi, sözde demokratlardan çıt çıkmadı. Gazete köşelerinde lanet olsun diye yazan adama rastlamadık. Recep Bey’den bir kınama mesajı duymadık. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hakkında şaibelerin arşa yükseldiği hemşerisi Mehmet Özhaseki’ye kefil olduğunu beyan ederken, Kayserili hemşehrisi Sarp Öztürk’ün ardından “Kurşun barışa ve kardeşliğe sıkılmıştır” gibi beylik bir söz etmediği gibi başsağlığında bile bulunmadı. Hrant Dink öldürüldüğünde ‘Hepimiz Ermeni’ yiz diye slogan atanlar da ortada yok. Adı sivil toplum olan güdümlü kuruluşlardan da çıt çıkmıyor. Bu konuda en güzel yorumu Bekir Öztürk adlı okurumuz, “Öldürülen Sarp Öztürk değil de Garp Özkürt olsaydı” başlıklı yazıyla yapmış.

17 Aralık 2010 Cuma

Ben Bilinçli Bir Tüketiciyim


Oldukça iddialı bir cümle ile başladım söze.
Amacım kendimi övmek olmasa da tüketirken 35 yıldır uyguladığım,dikkat ettiğim konuların son yıllarda yayın organlarından da doğrulandığını gördükçe mutlu oluyorum.
08.03.1995 tarih 4077 sayılı kanun çıkmadan önce de haklarımın olması gerektiğini bilir ve sorunlarımı direkt firmaya ileterek çözerdim. Bu aşamaları öğrencilerimle beraber yazdığımız mektupla firmaya iletip sonucu da birlikte alır üzerinde tartışır teşekkür mektubunu da beraber yazar postalardık.
Daha sonra kanun yürürlüğe girmesinden sonra Adapazarı Belediyesinin yerel radyosu ART de Bilinçle Tüketiyorum diye bir dizi program yapmıştım.

Sadece sorunları değil memnuniyetleri de hem ilgililere hem de çevreme duyurmaya hep özen gösteririm.

Bu gün de güzel bir olayı paylaşıyorum.
Dün gece gece
KORKMAZ MUTFAK EŞYALARI SAN.ve TİC.A.Ş e aşağıdaki uzun maili yollayıp sıkıntımı anlattım

Merhaba sayın yetkili,
Ben nalan Güler,
emekli bir öğretmen aynı zamanda da çay tiryakisi .Kalitesine tanık olduğum mutfak eşyalarından bildiğim namınıza güvenerek 2,5 yıl önce Korkmaz A342 çaykolik çaydanlığınızı aldım. Damak tadıma uygun ,masamın yanında elimin altında iki yıl büyük bir memnuniyetle kullandım.
Eşe dosta tavsiye ettim. Onlar da önce bende çay içip sonra aldılar.İki yıl biraz geçmişti ki bir gün birden çaydanlığım sustu.Çok üzüldüm inanamadım kontrol lambası yanıyor fakat ısıtmıyordu.
Kızlarım bana "zaten bir malın ömrü garanti süresidir" dediler .
Ben de hayır Korkmaz ömürlük ürünler yapar yanıtını verdim ve bu güvenle bana çok da yakın olmayan Ulus- Öziçeller servisinize götürdüm.
Termostatının bozulduğunu fakat kazanın değişmesi gerektiğini söylediler.Ellerinde olmadığı için bir kaç gün sonra gelmemi söylediler. Bir kaç gün sonra gidip emekli bütçemi zorlayan kazan ücretini ödeyerek onarılan çaydanlığımla eve döndüm.
Sorun başladı.
Şöyle ki;çaydanlık çalışırken daha önceki kullanımlarımdan bildiğimden daha fazla ısındığını,sürekli su buharlaştırdığını ve saplarından birinden su damlattığını görüyorum.
termostatının öncekinden daha yüksek derecede ısıttığını çok ve sık sık kaynadığından dolayı da buharlaşan suyun saplardan damladığını düşünüyorum.
Yeniden servise gitmek,bırakıp dönmek ,tekrar gittiğimde de normal bu yanıtını alacağımı düşünüyorum
Zaten değişen kazan için de garanti belgeniz yokmuş,öyle yanıt aldım.
Boşuna bu yaşta,bu havada servise gidemeyeceğim için size yazmaya karar verdim.
Firma adınızın ve sektörünüzdeki mazinizin verdiği güvenle size ulaşmaya karar verdim.
Bakalım yanılıyor muyum?

Sabah bilgisayarımı açtığımda hemen yanıtlandığını gğrüp şaşırdım. Gece yazdığım maile sabah yanıt gelmş,iş ve sorunumun çözüleceği müjdesi verilmişti.


Sayın Tüketicimiz,
Korkmaz Mutfak Eşyaları Olarak ürünümüzün her zaman arkasındayız.
Ürününüzü Emek Mah.Ordu Cad. No:30 34785 Sancaktepe-İSTANBUL
adresimize ptt veya sürat kargo ile gönderiniz ürününüz ustamız tarafından
tamir edilip sizlere gönderilicektir.Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla
Resmiye ÖZTÜRK
MÜŞTERİ HİZMETLERİ

Ben de KORKMAZ MUTFAK EŞYALARI SAN.ve TİC.A.Ş sorunuma 10 saat içinde cevap vermek nezaketini göstermesini benim de bu durumdan doğan sevincimi sizlerle paylaşmak istedim.
Çaykoliğim onarılıp geldiğinde ilk demlediğim çayı da size ikram edeceğim.

Atğlye kedi öğrencileri için oyuncak bekliyor

Sevgili blog arkadaşım yetenek sizinden gelen maili yayımlıyor ve genç meslekdaşım Atölye kediye sevgiler yolluyorum.
Blog dünyasının marifetli ve hassas üyeleri olarak bu isteğe gönülden destek vereceğimizi biliyorum.

Evet yanlış duymadınız bu çağrı hepimizinde tanıdığı Atölye Kedi' den. Kendisi bir anasınıfı öğretmeni ve blog yazarı...
Yeni atandığı köy okulunda ki, minik öğrencilerinin sınıfta oynayacak oyuncakları olmadığını söyledi. Hepimizin geleceği olan bu çocukların tek ihtiyaçları sınıflarında oyun oynarken eğlenecekleri oyuncaklar.


İmkansızlıklarla savaşan bir öğretmenin ve aynı zamanda içimizden olan bu arkadaşımızın sesini duyup ona yardım etmek isteyenlerin yapacakları çok basit. Ya evinizde çocuklarınızın oynamadığı, sıkılıp bir köşeye attığı oyuncakları yada kendi ellerinizle yapıp, satın alacağınız her türlü oyuncağı Yıprak İlköğretim Okulunda okuyan öğrencilerimizle, çocuklarımızla paylaşmak. Yeni yıla girdiklerinde onlarında yeni oyuncakları olsun, onlarda gülsün!


Onların öğretmenler gününde öğretmenlerine getirdikleri hediyelere göz atıp, Atölye kedinin yazısını okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
http://atolye-kedi.blogspot.com

Temin ettiğiniz oyuncakların yanına varsa boyama ve hikaye kitabıda eklerseniz, kütüphanelerinede katkıda bulunmuş olursunuz.


Göndereceğiniz Adres:
Evren Yılmaz
Yıprak İlköğretim Okulu - Anasınıfı
Afyon/ Dinar


NOT: Yazıyı kopyalayıp, blogunuzda duyurarakta destek olabilirsiniz.

16 Aralık 2010 Perşembe

Ama Ben Onun Kim Olduğunu Biliyorum

Maille geldi,okuyunca ağladım.lütfen okuyun


tıklarsanız okunacak kadar büyür.

14 Aralık 2010 Salı

Evde Yenileme Ve Değişim Hikayeleri 1

Uzun zamandır blogumu ihmal ettim.Kızımı taşıyıp yerleştirdikten sonra yaklaşık bir aydır zevkli işlerle uğraştık .Fotografladımsa da bir türlü yükleme fırsatı bulamadığım için de bugüne sarktı Artık bir dizi ev macerası okuyacaksınız .Umarım bıkmazsınız.

Evde taşınmadan sonra yapılacak diye planladığımız işlere ancak başlayabildik.


Bu dolapcağız 30 küsur yaşında.Ankara Sitelerde iyi bir usta elinden çıkma.Bakmayın harap-bitap haline ...Sayısız taşınmalarda makyajı silinmiş,yüzü çizilmiş ama iskeleti sağlam .
Son yıllarda onu üç katlı evin alt katında depo olarak kullandığımızdan ve bakım yapmadığımızdan bize biraz da darılmıştı.Onun için böyle göründü gözünüze.



Evi aldığımızda onu belkide taşımayacak bırakacaktık.Fakat yatak odamızın duvarına tam oturunca götürmeye karar verdik.
Tavanla arasındaki 80 cm boşluk bize bize depolama alanı da oluşturacaktı. Önce ölçüler alındı Bauhausa gidildi.Dolabın koyu kahvesine uygun mdf seçildi,Kestirildi.



Maho iş başında.
İçimden geçen bütün cin fikirlerimi gerçekleştirebilen sevgili kocama minnettarım.Bazen bunları kabul ettirebilmek uğraştırsa da her zaman yanımdadır.
Yüklük bölümü imal edilmeye başlandı.
İki sabit iki açılır kapak olacaktı.

Eveet yüklük tamam .Görüldüğü gibi mdf bölümle boyanın arasında biraz renk farkı var.
Merak etmeyin giderilecek:))

Çekmecelerin yuvaları değişecek,Raylar takılacak ve sayısı üçe indirilecek.
Çok iş var çoook.
Yak bir sigara daha.
Ben de bu arada dolabı hafif zımparalayıp dökük yerlere macun çekip görünecek yerlerini boyamalıyım.


Sıra kapakların makyajına geldi.
Reyondaki görevlinin
-Olmaaaz,ahşaba katiyen duvar kağıdı yapıştıramazsınız ,ben denedim olmadı tarzındaki yüreklendirmesi(!) biraz kafamı karıştırsa da eski bulaşık makinemin kapağına duvar kağıdını formika tutkalı ile yapıştırdığımı hatırladım.
Rengini koyulaştırdığım kapakları tutkallayıp yapıştırdık .
Gayet de güzel yapıştılar.



Kapakları kağıtladıktan sonra mdf kapaklara da bir iyilik düşünülmeliydi değil mi.Eee serde ince kağıt oymacılığı(kaat'ı)var ya kalın kağıdı da oyarız evelallah deyip deseni oyup çıkardım .Aynı usulle yapıştırdım.
İkisini de aynı hizada yapıştırmak lazım.Oysa desen* müsenna değil .
Oldukça telaşlanarak yaptım,kapak biraz fazlaca kirlendi.
*müsenna: osmanlıca ikili yada iki şeyin karşı karşıya gelmesi,Desenin ayna tutulmuş gibi aksinin de yanında olması demektir.

Mdf üzerine de aynı sağlamlıkta yapıştılar.Haydi bakalım sırada bulaşan tutkalı temizlemek lazım. Birkaç kere bezle sildimse de olmadı plastik bir çubukla kazıyarak tutkal izlerini temizledim.

Zor da olsa çekmeceler de yenindi,yerlerine takıldı.Kulplar takıldı.karşısına geçip bakıldı ve sıra yandaki 20 cmlik boşluğu değerlendirmeye geldi.
Tabiat boşlukları affetmez Nalan da her boşluğr bir hoşluk sıkıştırmazsa uyuyamaz evelallah:))
Bu kez ben masumum huyumu bilen kocam
-güzel oldu hatun dedi ;hatta dolabın iki yanında kalan onar santimlik boşluğu tek tarafa çekip sana bir sıra da raf yaparım...
ben de vaaay evlilikte 30 yıl geçince böyle oluyor demek ki adam beynimi okudu dedim.



sonra da ölçüp biçip malzeme kesildi yerine takılırken ipler ve teller yardımıyla rafların yerleşeceği düzenekler hazırlandı.
Bu aşamalarda benim pek rolüm yok bana boyamalar yapıştırmalar ve sanatsal danışmanlık düştü

Görünen son şekil bu
Ama bitmediiii

Görüldüğü üzere raf altındaki 60cm derinlik,50 cm yükseklikteki boşluk da gizli ayakkabı gözü olarak kullanıldı .
En önemlisini unutuyordum Evin yalıtımını yeterli bulmadığımızdan dış duvara denk gelen dolaplarımızın arkalarını straforla doldurup işe öyle başlamıştık.İş bitince ısıda kaydadeğer bir değer kazanım oldu.
Emek verilen ve atılmaktan kurtulan her şeyi sevdiğim gibi bunu da çok sevdim.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Alakır Kardeşliği Platformundan haber var




Alakır Vadisinii yaşam mücadelesine destek olmak isteyen ressam İsmail Acar Lale adlı bir eserini bağışladı.
Daha önce destek vermek için bu yazımla duyurmuştum.
Doğal çevremize duyarlılık göstermek dünyamızın doğal güzelliklerini bizden sonrakilere bırakmak için birey olarak yaptıklarım sınırlı.Hiç olmazsa organize olup birşeyler yapanların mücadelelerini duyup duyurmak beni biraz rahatlatıyor.
Alakır Kardeşliği Platformu ve İsmail Acar'teşekkürler ve Allah yollarını açık etsin dileklerimle.

"İsmail Acar tablosunu

Alakır Vadisi’nin yaşam mücadelesine bağışladı



Ünlü ressam İsmail Acar “Lale” isimli tablosunu, Alakır Nehri’nin özgür akması için Alakır mücadesine bağışladı. Tablonun satılmasıyla elde edilecek gelir Alakır nehrinin özgür akması için açılan davaların masraflarını karşılamak üzere kullanılacak.



Antalya'nın Kumluca ilçesi Alakır Vadisi'ndeki Alakır Nehri, kaynağından denize ulaşana kadar, üzerinde yapılması öngörülen ve bir kısmının da yapımına başlanan 7 adet 'hidroelektrik santrali' ile tehdit ediliyor. Projeler kapsamında borulara hapsedilecek olan Alakır Nehri’nin, on binlerce yıldır doğal olarak kendi yatağından akarak hayat verdiği tüm bitki, hayvan ve insanlardan koparılarak bölgenin kaderine terk edilmesi planlanıyor.

Vadinin ve bölgenin tek yaşam damarı olan Alakır Nehri'nin üzerindeki bu katliam projesinin gerçekleşmesi halinde öncelikle Kırmızı Benekli Alabalık ve nehirde yaşayan onlarca canlı ve etrafındaki birçok bitki türü yok olacak. Vadinin kendine özgü ikliminin değişmesiyle ise, doğanın tüm dengesi bozulacak, yağış rejiminin negatif yönde etkilenmesiyle de kuraklık, sel, erozyon, orman yangını riskinde artış ortaya çıkması öngörülüyor.

Alakır Kardeşliği Platformu’nun hukuki mücadelesine destek vermek üzere satışa çıkarılan İsmail Acar’ın tablosunu satın almak için Doğa Derneği İstanbul Ofisine başvurulabilir.

Bilgi için: Yeşim Erbaşol Can yesim.erbasol@dogadernegi.org Tel: 216 462 2724"

5 Aralık 2010 Pazar

Evdeki değiştirme ve yenileme çalışmaları 1

Evde taşınmadan sonra yapılacak diye planladığımız işlere ancak başlayabildik.


Bu dolapcağız 30 küsur yaşında.Ankara Sitelerde iyi bir usta elinden çıkma.Bakmayın harap-bitap haline ...Sayısız taşınmalarda makyajı silinmiş,yüzü çizilmiş ama iskeleti sağlam .
Son yıllarda onu üç katlı evin alt katında depo olarak kullandığımızdan ve bakım yapmadığımızdan bize biraz da darılmıştı.Onun için böyle göründü gözünüze.



Evi aldığımızda onu belkide taşımayacak bırakacaktık.Fakat yatak odamızın duvarına tam oturunca götürmeye karar verdik.
Tavanla arasındaki 80 cm boşluk bize bize depolama alanı da oluşturacaktı. Önce ölçüler alındı Bauhausa gidildi.Dolabın koyu kahvesine uygun mdf seçildi,Kestirildi.



Maho iş başında.
İçimden bütün cin fikirlerimi gerçekleştirebilen sevgili kocama minnettarım.Bazen bunları kabul ettirebilmek uğraştırsa da her zaman yanımdadır.
Yüklük bölümü imal edilmeye başlandı.
İki sabit iki açılır kapak olacaktı.

Eveet yüklük tamam .Görüldüğü gibi mdf bölümle boyanın arasında biraz renk farkı var.
Merak etmeyin giderilecek:))

Çekmecelerin yuvaları değişecek,Raylar takılacak ve sayısı üçe indirilecek.
Çok iş var çoook.
Yak bir sigara daha.
Ben de bu arada dolabı hafif zımparalayıp dökük yerlere macun çekip görünecek yerlerini boyamalıyım.
66

Sıra kapakların makyajına geldi.
Reyondaki görevlinin
-Olmaaaz,ahşaba katiyen duvar kağıdı yapıştıramazsınız ,ben denedim olmadı tarzındaki yüreklendirmesi(!) biraz kafamı karıştırsa da eski bulaşık makinemin kapağına duvar kağıdını formika tutkalı ile yapıştırdığımı hatırladım.
Rengini koyulaştırdığım kapakları tutkallayıp yapıştırdık .
Gayet de güzel yapıştılar.

77

Kapakları kağıtladıktan sonra mdf kapaklara da bir iyilik düşünülmeliydi değil mi.Eee serde ice kağıt oymacılığı(kaat'ı)var ya kalın kağıdı da oyarız evelalleh deyip deseni oyup çıkardım .Aynı usulle yapıştırdım.
İkisini de aynı hizada yapıştırmak lazım.Oysa desen* müsenna değil .
Oldukça telaşlanarak yaptım,kapak biraz fazlaca kirlendi.
*müsenna: osmanlıca ikili yada iki şeyin karşı karşıya gelmesi,Desenin ayna tutulmuş gibi aksinin de yanında olması demektir.

Mdf üzerine de aynı sağlamlıkta yapıştılar.Haydi bakalım sırada bulaşan tutkalı temizlemek lazım. Birkaç kere bezle sildimse de olması plastik bir çubukla kazıyarak tutkal izlerini temizledim.

Zor da olsa çekmeceler de yenindi,yerlerine takıldı.Kulplar takıldı.karşısına geçip bakıldı ve sıra yandaki 20 cmlik boşluğu değerlendirmeye geldi.
Tabiat boşlukları affetmez Nalan da her boşluğr bir hoşluk sıkıştırmazsa uyuyamaz evelallah:))
Bu kez ben masumum huyumu bilen kocam
-hatta dolabım iki yanında kalan onar santimlik boşluğu tek tarafa çekip bir sıra da raf yaparım dedi
ben de vaaay dedim evlilikte 30 yıl geçince böyle oluyor demek ki adam beynimi okudu dedim.

En önemlisini unutuyordum Evin yalıtımını yeterli bulmadığımızdan dış duvara denk gelen dolaplarımızın arkalarını straforla doldurup işe öyle başlamıştık.İş bitince ısıda kaydadeğer bir değer kazanım oldu.
10
sonra da ölçüp biçip malzeme kesildi yerine takılırken ipler ve teller yardımıyla rafların yerleşeceği düzenekler hazırlandı.
Bu aşamalarda benim pek rolüm yok bana boyamalar yapıştırmalr ve sanatsal danışmanlık düştü

Görünen son şekil bu
Ama bitmediiii

Görüldüğü üzere raf altındaki 60cm derinlik,50 cm yükseklikteki boşluk da gizli ayakkabı gözü olarak kullanıldı .

Emek verilen ve atılmaktan kurtulan her şeyi sevdiğim gibi bunu da çok sevdim.